19 Mayıs 2012 Cumartesi

İKİ KİŞİLİK DAVETİYE

-çocuklarınızı getirmeniz emirdir!-


o eski günleri özledim sarhoş
günün ortasında deli
geceleri bağıra çağıra şarkılı meyhaneli
hayyam bizi ezana tutardı
alnımızdan öperdi hacı bektaş-ı veli

o sıra avlusuna iki kuş dururdu hayatımızın
ve biz onlara bakıp derdi öderdik
kuşlar ikişer uçup ikişer kondukça
eskiyen bir ağrıya
ama kendini yeniledikçe eskiyen bir ağrıya
dengbej çağırırdı gök
ki susmak için bundan bulunmazı yok

kızların çarşılardan çekilmediği bir vakitti
birlikte tavaf edilen her şey
boşandı merkezinden
bir dönüş kaldı geride
bir de bakışın kabesini ararken neyi aradığını unutması
-ki yedi ıska ile nam salmıştır mekke'de!-

eski günler özlenir
çünkü yaşandılar ve bitti
ama ulu bir maziden kalbe damlıyorken şarap
ikisinin muhabbeti hatırına
şarhoşluk hiç biter mi!

22 Nisan 2012 Pazar

KİLİD-İ DEVRANDA DERD-İ CANANDA

narmanlı aşık sümmani'nin "ervah-ı ezelde levh-i kalemde" adlı koşmasını okuyunca, toprağı bol ve allah'ın rahmeti üzerinde olsun, kendisine bir cevap vermek zorunda hissettim. bu cevabı da, van'da aşıkların piri olarak bilinen ve şahsıma aşıklık beraatini veren aşık çağlari'nin bana verdiği isim ile; yani "aşık ahi" olarak verdim. nefsimizden söylediysek af, pirimizden söylediysek kabul ola!




aşık sümmani'ye cevabımdır:


 
KİLİD-İ DEVRANDA DERD-İ CANANDA

kilid-i devranda derd-i cananda
bu benim bahtımı çöle yazdılar
ademden evveli toparlananda
beni kamber gibi köle yazdılar

varmadık yokluğun bahanesine
talibiz kulluğun yek hanesine
kimi döndü yezid avanesine
bizi bir abanın altı yazdılar

ne’derler devletin diyanetinde
can harab huseyn’in metanetinde
zalimin ahmed’e ihanetinde 
borcu sırtımıza hançer yazdılar

dünyayı yalancı belledik diye
çamuru ervahtan ayırdık diye
akılı gönülden yolladık diye
sofralara bizi deli yazdılar

adalet bu mülkün şalı değildir
sözleri aşığın malı değildir
bahtımız vallahi kara değildir
evimiz haydar’a komşu yazdılar

sadıklar gözetir seher yelini
arifler titretir gönül telini
azrail uzatır ölüm elini
ölümü biz için yâre yazdılar

sümmani sorarsan kıraatimi
çağlari’den aldım beraatimi
aşıklar içinde kanaatimi
ahi deyip bir kenara yazdılar

10 Mart 2012 Cumartesi

KOVAN

pirim gözler ne etsin harfleri bu harfleri
cümlesinin gebesi bir noğda değil midir
çoğ olmazsa yol olmaz gapılardan içeri
üçü gırğı yedisi bir yoğda değil midir

pirim diller ne etsin sesleri bu sesleri
rüzigarın hevesi hep esmeg değil midir
düş gırılır avucda yazdan sonra zemheri
söyleyenin gafesi hep susmağ değil midir

pirim eller ne etsin alperi bu alperi
kul olmanın yaresi ayrılığ değil midir
ali'nin çiçeğinden taşımak şol şekeri
muhammed'in balına arılığ değil midir

27 Şubat 2012 Pazartesi

SANA BİR ARA AKLIMDA KALANLARI ANLATIRIM


ne sular geçti böyle buzla buhar arası
ne kısa bir yazken o niçin hala bitmiyor
durmuş bir vakit bende sisli gece yarısı
çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor

geç kaldık ve yanlışları güzeltemedik
erken varsak doğrular bakışı yakacaktı
çok sarhoştum yani hak ettim yaşamayı
evden kaçmıştım eve
tuza yara saçmıştım
bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım
gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma
gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma
çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan
vardım ki seni sevdim
seni sevdim evler arasından bir evdin

döndüm ve dönüşümle düştü aniden dekor
sen yükseldin elinde kara bir kalem vardı
say ki her yanım ihanet kadar yazdı
ve çeşitli organlar olarak
insanı yar eden vardı
var eden vardı aşkı
kelebek küllerinden bir şaraba yazarak

okumak budur
yani yağmur bekleyen toprağın durmaksızın kuruması
sana çok şeyler anlatmak istemem
kendi sesime kavuşasım kadardı
senaryo gereği doğdum
çocuklarım oldu her an ölebilirler
bel bağladım kimyaya
kendimi siyah elbiseler içinde
buldum hiç durmadan bir kızıla bakarken
durdum binlerce sene kendime ki ağlarım
anam babam diyorum her an ölebilirler

ölsünler ne çıkar
en çok her boşluğu dolduran bir keder çıkar
allah kimseyi ölümden korumasın
ölüm olmasa bu rezil hayatın suyu çıkar
sen de gidip öldün ama kalıp öldürüyorsun
ben de kalıp ölüyorsam senin dirinledir bu
bu kadardır işte ne kadar dersek o kadar olan hayat
herkes ölür gider biz yaşayıp kalırız
öyle bir kalırız ki
kadraj dağılır
ve dünya birer diri olarak bizi kabul edemez
yaşamak budur
herkes giderken kalmak zorunda kalmakla beraber kalmak
kadar kahpe ve yalan
kadar başımızın üstünde yeri var

hayatımın rolünü oynadım başrolde sen de vardın
ne fırtınaydı ama o saçlarınla birlikte
ne güneşlere yandık var mıydı hiç hatırım
avluda oturmuştuk ellerin ellerimde
sana bir ara aklımda kalanları anlatırım

23 Şubat 2012 Perşembe

FÂNİFESTO


tunca hamdolsun! şehirlerin kara böğürlerinde soluyan aydınlık adamlar için söylenen kızıl şarkılara da... gözyaşıyla restleşen rimel ve öpücükle restleşen ruj ve namluyla dertleşen kurşun sürülsün geceye. ölüm ne kadar da hazır duruyor yaşadığımız her şeye! bıraksam, tutuşmuş sayılır mı ateş? kavuşsam, ayrılık sayar mısın öncesini? hepimiz sanki sonbaharda çocukluğunu yitirmiş ergen hayaletleri gibiyiz. üzerine beton dökülen cesetlerin cinneti bu soğuyan çimento, bu kimsesiz bırakılan çocuklarlı sokaklar, bu her gün tazelenen ihanet... ihanet bu alemin harcı! zaten bakırıp duruyorum hayatın kalayına. bir tunç kızılına çalsın cevrim ki gökten çinkolar yağsın. seni bekliyorum ama seni değil beklemeyi seviyorum ben. hatta sen o beni boş ver sana. sen, ben beklemesem, ol’mazsın ki bana!

kimiz bilmiyorum. sofralarda rastlaşan, yürürken yalnız... ellerim ellerinden ne istiyor, ne isteyebilir ki! elini tutsam mazlumlar kurtulacaklar mı zulümden? zalimler kahrolacaklar mı uzanıp seni öpsem? utandır tesellini, unutarak avunanlar katında değiliz. hiç iki kişilik biz olur mu, ya haricindeyiz o şerefin, ya da tam merkezindeyiz! düş işte, düş bile düş. düş işte, düşün içindeki düş de, düşün dışındaki düş de, düş! kim uyumuş? kim kalmış uyanık? kimiz bilmiyorum bu kadar... güneşliyken berrak, yağmurluyken bulanık...

bana yağ hiç bilmediğim bir gökten. ötelerime uzan, beni de yağdır sokularak göklerime. dokun bak orada yokum. körlüğünü gör, sağırlığını duy ve konuş dilsizliğini. büyük trenlerin son sürat durduğunu sür. büyük uçakların apansız konduğunu uç. var olan, var olmuş bir kere. devrilmiş boşluğa bolluk. payımıza düşmüş kımıltısız bir yokluk!

yansı kavuşmayı, ümit duvardan ayrı bir çivi değil ki çakasın. yansı gözlerin bu dünyayı şöyle kaldırıp başka yana fırlatsın. yansı sözleri, sükutun kelimelerini gürültüye bıraksın. yansı kalbin duyularını hep asılsız, hep asılsız çıkarsın. yansı kendini kendine göstermeyene dek, yansı! ne sen buraya geldin, ne ben kalacağım burada! seni bekledim ve sevdim seni beklemeyi. hatta sen o seni boş ver bana. sen, ben beklesem de ol’mazsın bana!

tunca hamdolsun!
ve tuncun eriyişine...
ve tuncun tekrar dirilişine...
ve tuncun tunç olarak tunç kalışına...
tunç ölüşüne...
tunca...
tunç!

11 Şubat 2012 Cumartesi

TRENLERİN ARDINDAN KOŞAN GÜLLER


bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov!
kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları
vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini
devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül

gişeler kapandı gişeleri bombaladılar
dünya biletleri yanan insanlarla doldu
ve ben hükmedemedim hiçbir zaman kendime
olacağına varan bir tren beni içine aldı
şimdi seyrederken dünyayı sensiz pencereden
gözünün önünden geçip gidiyorum
devlet ya da çimento
kadar ayıksın
ben bir büyük devirmiş gibi sana bakıyorum
irtibatı kes bu gerçeklik sana yük
kantarların ağrır omuzların böyle boşa yorulmasınlar
ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak
bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar

sevmen sarhoş etmezse seni bu trene almazlar
meyhaneler kesiyor bu çağın biletlerini
ve dünya trenlerin ardından baka baka yorgun
ve vakti bilen sarhoşlar terk ediyor illetlerini

bu treni kaçırırsan bahçıvanla gül küser
ela gözlüm gibi ben de çok çukurlar kazarım
bu trenin ardından koşarsan dünya düşer
ben oturur bunun şiirini yazarım

itibar dergisi, 6. sayı, mart 2012

30 Ocak 2012 Pazartesi

NELERİM VAR SEN YOKSUN, ÖLSÜN!


selam japonya
selam metroların deştiği yeraltları
ve kutsal kanalizasyon
ve bir  ada olmanın iflah olmaz yalnızlığı
ve led ışıklı reklam tabelaları
ve sularına bandığım ayaklarımdan
boynunda gezdirdiğim dudaklarıma
selam tükenen pilim
gücüm yok seni
susamıyorum sevgilim
çünkü havada sesimi doğuran bir esîr var
bütün çilingirleri sofralara çekerek
kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum
kapısında kaldıkları sahiden evleri mi?
bir kilidi açmak kolay değil o kadar
hırsızın belki de yoktur kabahati!

selam britanya
selam insanların deştiği yerüstleri
ve aziz tesisat
ve sömürülen esmer halklar
ve nümayişle öpüşen kaldırım taşları
ve bu irinli düzenin içinden bularak
sinesine türküler yaktığım sevgilim
burada bulduğum her şey gibi seni de kaybedeceğim
sirkeci yokuşunda tramvaydan ineceğim
ineceğim ve sert kapılar kapanacak ardıma
sen kalacaksın tramvay çıldıracak
iskeleden denize boşalacak tüm yolcular
sen sevineceksin ben ağlayacağım
ölüm güzel sevgilim hayat giderek berbat

selam seyşeller
selam tatile birlikte çıkılan valiz
ve tropik vertigo
ve bölünmüş madagaskar
ve yeşile tüneyen türkuaz
ve dört mevsim yaz nereye kadar!
ekvator da yalnız değil şömineler de
insandan gayrı kimse yalnız kalamaz
çünkü sevgilim alıkoydukça kendini
ulu modern hayatın yasaklarından
yani iş saatlerinde ulaşamıyorsam sana
kefenine özenle diktiğin cepten
ölüme vardığın zaman beni ara
neyi sual ediyorlar o toprağın altında?
münker’e ve nekir’e ve azap çekene selam!

selam grönland
selam buzulları eriten kıyamet
ve yüce ısınma
ve global panik
ve evlerinde penguen besleyen eskimolar
ve bilim adamları sanki aşık olamaz
çünkü onlar süremez alkol alıp bir uçak
sen ki beni baştan yoldan çıkardın
anlamayı senin için koydum kenara
o kadar üşüdük ki ne güzel yüzüyordu
kuzey buz denizinin dibindeki çipura
önce sessizlik vardı bir ara bozuldu o
sonra giyindik işte mahrem tünedi tene
sonra açlık ve olta ve soframızda tuz
doygunluğa ödenen bir ömürlük kapora

selam zelanda
selam balta giren ormanlar
ve mübah döşemeler
ve uzak diyarların iyi ki de uzak oluşu
ve bir aşk için söndürülen mumlar
ve gündüzken başka yerde gece olan her yer
bu defa ne olur dön demeyeceğim sana
hiç durmadan git, çünkü giden
varacaktır sonunda ayrıldığı kovana
her ölüm döşenir yeni bir yaşama
vedalardır başlatan ve her başlayan tükenir
selam sularla ayrılan kara selam sevgilim sana
selam ile insan insana iliklenir
başında ortasında ve sonunda yine selam
çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim