28 Kasım 2016 Pazartesi

İNSAN

şeyhim ismail'e...

âdem oldum suç verdiler aldım firar eyledim
şol gönlümü tutsak ettim hayli zarar eyledim
helallerle haramlarla artık karar eyledim
dermanı dert olanın şaraplıdır testisi

günah dedim harç verdiler aldım beton eyledim
iyileri kötüleri deldim jeton eyledim
sevapları amel ile kestim kupon eyledim
tartıya dâr kuranın dengededir tepsisi

aşık oldum zâr verdiler aldım nefes eyledim
sebep ile sonucunu serde kafes eyledim
yılan girdi ocağıma zehri enfes eyledim
yola yordam vuranın aynadadır terkisi

âhi dedim can verdiler dosta mihman eyledim
düşmanıma kucak açtım nârı rahman eyledim
dünya ile ahireti yaktım harman eyledim
hırkası kül olanın gönüldedir tekkesi

9 Ağustos 2016 Salı

HIZIR DURAĞI


nurhan ile corç için...

evet, canımızın yandığı doğrudur sayın hakimim
hızır ile çok otobüs bekledik bu durakta
musa gelince hemen toparlanırdık
gece oldu mu çıkar dağıtırdık sokakta
bizim de küllerimiz oldu sayın hakimim
bize de sundular o ateşten tas tas
yar bekleyince geliyor diye azıklandık
beklesek de gelmiyormuş yar
dağılın, kazıklandık!

biz fena dağıldık sayın hakimim külli müdafaamız çöktü
ağlamanın sonu duvar duvarın ardından biri
bizim göğsümüzü yerinden söktü
gövdemizde koca bir boşlukla geçtik kayıtlara
kimi yusuf kuyusu der bu cavidana
kimi jilet gösterir ya da hiç geçmeyen bir iz
bizi kordonlarımızdan kesmişler sayın hakimim
damar lazımsa hemen tedarik edebiliriz

okunsun neymiş
batırmışız bütün gemileri
sonra kafa tutmuşuz biraz rüzgara
yağmurla yamyaş arkadaş  olmuşuz
öküz gibi ağlamışız tren girince gara
diplerin gemileri yüzmez mi sayın hakimim
ölü kaptanlar yaşamaz mı gariplerin güvertesinde
-kendi duvarlarını yakıyordur aşk
alışılmadık bir hareketlilikken yangının ertesinde-

bize kalırsa bu iş sizi aşar sayın hakimim
biz sizinle oturup içmedik ki hiç meyhanede
dert dinlemekle başlamıyor mu bütün hikayemiz
beraber ağlarken yakalanmışsak
dertlerimize de kahkahalarla gülebiliriz
biz hızır durağındanız sayın hakimim
öyle aklımız her şeye ermez bizim
ama şu kelebek ayın geceye doğması gibi konmasa
kendi bendini dağıtan bir nehir gibi çağlamasa bu hayat
güzelin cemalini bir defa görmek için
vallahi peçesini paramparça edebiliriz
küçük zindanlar büyük zindanları görünmez kılarlar bir
yeryüzünde insan sayısı kadar zindan ve özgürlük vardır iki
yatak denir uykunun ağırlandığı her yere üç
ve beklentinin parmak izleriyle doludur
hayal kırıklıkları mahalli
sabır koynuna beklemek koymaz sayın hakimim
ya kader
ya nasip
ya kısmet der geçeriz
biliriz karanlık bastırınca dünya
kapısını açan dostlar kadar küçülür
büyük mağaralar vardır dostluklarda
korkunun zırhlarıyla mühürlenen gönüller
ölüme mağaralarından açılır

konuşmak sükut ile insanın arasına girer hakimim
inanmak sevmenin yara üstüdür
yaşamak küstürmüştür ölüm ile insanı
mağaradan eve dönen müjdeli bir yolda
çok şükür bozdurmuşuz bütün lisanı
hayat dudaklarından okunur sayın hakimim
hayat dudaklarından öpülür diş diş
seher vakti yardan getirilmiş emrimiz
rüsva olsak da gayrı muradımızdır
giyotini boynumuzla bilemişiz biz

18 Mayıs 2016 Çarşamba

BARUT

büyük tezgahlar aşkına
ve utanmanın kırık boynu için
bu aç adamlardan yapma şehirleri ateşe veriyorum
çünkü gidiyorum ben nehirlere
gidiyorum kahpeliğinden kelimelerin
ağzım
gırtlağıma kadar uzanan bir falya
gidiyorum çünkü
yargıçların gül saplarıyla 
çocuk boğdurduğu bu mahkemede
suçlarım kemiklerime dayanıyor artık
yanlışım yok sevgilim
doğrularım doğrultmuyor 
gidiyorum iyilerin bildiklerinden
masumluğun arsız teorisinden
bezirganlığından ahlakın
yaşamak pek sahici değil zaten

sana fünyemi bırakıyorum geride
üzerinde dirseğimi kırdığım 
masanın üstüne koydum çıkarken
pencerenin manzarasını
yerini bulmuş açelyaları
kapıları açan anahtarları
da bıraktım giderken
yolum yok sevgilim
yolculuğum yol'durtmuyor
gidiyorum dermanlarından derdin
gidiyorum sebebin neticesinden
sevabından son yardımın, zaten
tövbeleri de çalışmıyor günahlarımın

inanmak fevkalade beyhude
putların temelini kazıyor kutsamak
emelim yok nasipse doğacak güneş
ve batacak doğduğu merhametle
ölmekten korkuyorsun yaşarken
ne büyük kumpastır seni beklemek
doğarken ağlıyorsun sevgilim
yerlerde sürünmektir emek'lemek
gidiyorum alçısı kurumuş aşktan
gidiyorum ezbere tutan elden
babalardan kalma bu dinden
gidiyorum sonu gelmeyen kinden
algısı tutsak bu zihinden
gidiyorum peygamberlerimi alıp
gönlümde koskocaman bir evren
gidiyorum yalnız bana verilenden
gidiyorum kalsın bu korkulu yaşamak sana
seni sevmek 
yeter bana

23 Mart 2016 Çarşamba

DÜNYA BÜLBÜLÜ

atlarını mahmuzla aşkım dönüp ardına bakma vurulursun
atın ölene kadar koş belki önce sen ölürsün
hayatta kalırsan eğer şansına küsme sakın
elbet sen de toprağa nar diye konulursun

şehirlerde parende
köylerde güvercin taklası
harfsiz sevmeye geçemedik bir türlü
oysa yer sükutun
gök sükutun
sükutun tüm o eskimiş konuşmalar
hesapsız fısıldaşmalar
mesela hiç durmadan konuşan bir adamın
mütemadiyen eve dönmesi de sükutun

kırları kırdılar daha kırkı çıkmamış baharlarından
bulvarlarda bir bomba sessizliği var görsen vallahi bu sükut değil dersin
yine bir grup adam eski bir şarkı çalmak için gramofon aramaya çıkarlar
sokaklarda yıl dönümlerine düzenli olarak geciken bir hürtelaş var

öp şu deniz gören yanlarımdan vuralım kıyılarımıza
ayrılsak da sarılalım yaşamak biz sakinken de dalgalı
lütfen daha ballarını tadarken bay bay edelim sevgili arılarımıza
bu dünya bülbülü kanatsızken kargalı

ey kargaları bülbülleyen gönül kara
kara bir kabe kadar kara gönül -kara-
satıhlarda tabanları yoklayan bir pazarlık
özü kısa pervasız sırlaşmalar derin pervazlarda
derin su diplerine de baktım sen orda da yoksun
gül işini bırak
tramvaydan atlayalım istikametimiz kopsun

28 Şubat 2016 Pazar

MUHARREM BABAM

can kardeşim hüseyin canbulat'ın rahmetli babası muharrem canbulat'a yazdığı bu gönülden mektubu sizlerle paylaşırken, bilvesile tüm aile erkanına baş sağlığı diliyor, muharrem babamıza allah'tan gani gani rahmet diliyorum.


"Gazozcu Muharrem, tuzcu Muharrem, çok konuşan Muharrem, konuşkan Muharrem, Muharrem agbi, Muharrem amca, Muharrem dayı, Muharrem dede, 'babam Muharrem'.

Babam 2012'den beri hastaydı ancak 2015'e kadar genel sağlık durumu iyiydi. Son altı aydır ise hastalığı biraz ağırlaşmıştı. Hastalığının ne olduğunu hiç öğrenmedi. Beni sık sık arar ve sağlığıma dikkat etmemi, düzenli doktor kontrolüne gitmemi tavsiye ederdi. Her görüşmemizde Ünye'den, akrabalarımızdan, dostlarımızdan haberler verirdi. Evlilikler, doğumlar, ölümler... Sizlerin haberini babamdan alırdım.

Babam anneme sık sık çiçek alırdı. Çocukluğumdan aklıma kazınmış kokulardan biri babamın anneme aldığı mis kokulu sümbüllerdir.  Dört yıl önce kızım İpek'i doğumdan sonra ilk kez gördüğünde gözyaşlarını tutamayışını, ablamın düğününde ona sarıldığında yüz ifadesindeki sevgiyi, gururu, hüznü asla unutamayacağım. Sevgili babacığım, karşılıksız sınırsız, tüm kalbinle sevmek nasıl olur bana öğrettiğin için, "insanlar ne der" diye düşünmeden karşındakine sevgini tüm açıklığınla gösterdiğin için, bize en önemli mirası -arkasından herkesin iyi konuştuğu insan- bıraktığın için, beraber geçirdiğimiz her an için teşekkürler. Seni çok seviyorum.

Oğlun Hüseyin"

28 Aralık 2015 Pazartesi

İLTİHAP

sular çekilince ay ürkek bir koyun oluyor göğe
ceketimi alıp şehre soyguna iniyorum
gece oldu mu çocukları katlayıp kaldırıyor sokak
ekmeğin koktuğu yerde beni bekliyor yârim
salyalar, şüpheler ve endişeler saçarak

elimde bir mektup var kimden bilmiyorum
kelimeler sürülmüş lügatlerin namlusuna
öyle bozulmuş, öyle bozulmuş ki seni anlamak
ey suyun kıyıya bıraktığı köpük
düşmüş bir kaledir artık okumak

ne yapsam denk düşmüyor birden vazgeçiyorum
paketime bakıyorum: son beş sigara
o denli, o denli uzaksın ki yarama
aramızda dolaşmak için uyuyorum kitaba
bir süre sayfaları çevirir gibi yapıyorum
çalıyorum anlamları salıyorum kuşluğa
sırtımı çıkarıp asıyorum kamburumu
iskeletim külçe gibi direniyor boşluğa

incitmesin kabre giren gövdeni toprak
kıpırdan
rüzgar çıkmasa da bu gün akşam olacak
kutsamadan sev kutsamadan terk et evlerini
tufanın biri
nuh’u aramaya koptu say ellerimi

ey sürgün yaram sızlayabildiğin kadar sızla
dört duvarı bulanlar çatısız da sevişiyor
enfes bir nefestir terin, raptoluşum bahane
ama tenhan yine uzak
yine yalnız kendine çalışıyor