28 Şubat 2011 Pazartesi

EKMEK VE SEN

ekmek ve sen

bir buseye atfedilen iki bitişik dudak
iki buseye atfedilen zincirleme bir inat
üç buseye atfedilen Allah’ın hakkısınız

senin ekmekle fırından çıkışın
hiç ayrışmayan bir bileşik olarak
yerin bin kat dibinden bile çıkarılamaz
periyodik olarak kırılıyor cetveller
kimya bize burada hiç yardımcı olamaz

ellerimin bir resmi olsun istiyorum ellerinle
sen ekmeği tutarken ekmek ve sen
bir sebebin kabulü ve onun süsüsünüz
baş koyan can veren aç kalan kurşun yiyen
özgür bir kalabalığın konsensüsüsünüz

ekmek pişirilmiş hamurdan yaratılmıştır
sen pişirilmiş çamurdan ki ellerin
-le beni bir cümle içinde kullan
-le söyle –le yeni –le şarkı öğret

BU BİR SOPA DEĞİLDİR!

                                  Galeri NON'un sahibesi,
                                  kardeşim Derya Demir'e...

 
bu gece beraber gidelim linçe
sopaları sabahtan suya koy ağırlaşsın
kafirler sokağa dökülmüşler içince
şu çıplağı döveyim de giyinmeye alışsın
 
susuz kalmış bir makyavel “suuu!” diye bağırıyor
bu bir şehrin kendinden geçmesine sebeptir
demek ki bir otel yakılacak birazdan
bir köyünü basacaklar tam şuramızın
senin gözlerinden edindiğim galeyan
kendine bir şarampol büyütür hiç durmadan
aşık olmak kötü yaza hazırlanmak gibidir
ve ülkede başbakanın kalbi olması
en çok ve hala zenginleri ilgilendirir
 
bu gece beraber gidelim linçe
dayak yiyen öğrenci - dayak atan muallim
bizim de katkımız olsun bu bilince 
sopaları sudan hadi çıkart sevgilim
 
işte şimdi şuramda şeksiz bir şaman kadar bir şehir
sokak sokak sopalar ve softalarla soluyor
bir otobüs dolusu iman gördüm sevgilim
nehir gördüm aklında deniz vardı sadece
oysa bütün hatlarıyla gürül gürül bir nehir 
kışın ortasında bem-
beyaz bir kelebektir
haklı düşen tırtıl, kozayı parçalarsa
kelebeklik bahtını yitirecektir
ey sopaoğlusopalar! ey camcıların simsarı!
ey ziftveçamurabulanmışinancınkaramsarı!
neye inandıysan onu lekeledi gazabın
temsil haritalarında,
eşkâlin durmadan bir siyahı yontuyor
bir kurt durmadan bir asayı yontuyor
bir mescit durmadan bir Süleyman yontuyor
Allah'ın sopası yoktur sevgilim
ve sanat şu kadar umrumdaysa namerdim
galeyan kara bir kısrak gibi çiftleşiyor öfkeyle
erkek atlar şaha kalkıyorken şehvetli
çerçi kızı boncuğa aşık olur ya
kavga etmek dururken barış zahmetli!
 
ömrümüz bir komploya kurban gitmeden
sermayeden çok fena tiksiniyorum
şucuymuş bucuymuş yalan sevgilim
her insan ötekine zaten öteki
kim neye iman ederse etsin
camcıları kimseler sevindirmesin!
 
haklı olmak değil de burada haklı kalmak 
sopasız bir halkı besler kasıklarımda
o halk ki kendini bir türlü olamadı
o halk ki her türlü safsataya karnı tok
bu bir sopa değildir, şiirdir sevgilim
Allah'ın sopası yok! Allah'ın sopası yok!

26 Şubat 2011 Cumartesi

KRAL PORNOGRAFİK!

                           İlke’ye, Funda’ya, Onur’a…

yalanım yok dünyada en çok sana hiddetlendim
çünkü sevdim
çok sevdim buna inandırdım imamı
Allah ve şahitler huzurunda sevgilim
belediye ikimizi topluma inandırdı
çoğu zaman bir öpücük kâfi mutabakattır
öyleyse attığımız imzaya ne gerek vardı
aşkımız hukuki bir gerekçeyle vurulmuştur
o imza devleti üstümüze bulaştırdı

ben seninle müşterek bir dert içindeyim
bizi yakan ateşe odun toplar gibiyiz
ben sana emir üzre esasen rezerveyim
seni türkçe düşünerek seviyorum sevgilim
anlıyorum ve derdimi anlatacak miktarda
seseni kekeleyebibiliyorumm
öyle çok kuş vurduk ki öyle çok havada
vurulacak kuşu dalından tanıyoruz
bak bu senden yaptığım uçurtmayla sevgilim
göğe kurşun sıkmayı artık yasaklıyorum
iç içe iki bozkır susuzluktan kudurmuş
bir seyyar pilavcı, bir zabıta ve köpek
çok şiddetli şeyler oluyor aramızda
seni bazen parçalara ayırmak istiyorum
sevgilim seninle pilav yemek istiyorum
kuş yerine bir zabıta vurabiliriz
bu tüm pilavcıları çok sevindirir
zabıta düşer yere köpek koşup getirir
çünkü bir zabıtayı öldürmek
seninle pilav yemek için hukuki bir gerekçedir!

yalanım yok dünyada en çok sana hiddetlendim
çünkü sevdim
çok sevdim buna inandırdım imamı
imamı inandırdım seni de inandırırım
bana empati yapma al götür bütün mal senin
beni anlaman ilişkiyi rasyonelleştirir
bir anlamı ortasından bölmek sevgilim
eve geç döneceğinin aleni bir resmidir
kör olsam ne yazar, parmak uçlarımla
sana dokunmam seni alfabeleştirir
bize bir muallâk bul gizem beslemeliyiz
kafesin kilidini bu gece indir
bırak kaçsın rahatımız hayvan gibidir
çok yıprandık daha da yıpranacağız
çünkü süratli bu mesafesizlik
fecaatle yorucu bir mesaidir
yorulmamız bu açıdan bizi meşrulaştırır
bu elimizdeki sermayedir üstelik
konformizm insanı gayrimeşrulaştırır
bu beni yanlış yerde aradığını gösterir
bana kuduz bir toplum çok yerimden yeltenmiştir
çocuk yaşta vazgeçtim insana aşılanmaktan
ben seni ısırırsam bil ki af dileyeceğim
sen benim dişlerime çok aldırma ne olur
ben onları bu yaşlara gelmek için sivrilttim

anlaşamıyoruz gibi duruyor ya o ceket
tam o sıra geçiyorum bütün üşümelerimden
tam o sıra bilesin bütün gücümle
titreyerek geçmiyorum, geçmiyorumdur senden
ben çok ceket yaktım ısınmak için
manyağın tekiyim manyağın tekisin manyağın teki!
manyak mıyız neyiz bildiğin mücevher elimizdeki!?
haritasız bir definecinin gömüyü bulmasından daha zorlu bir iştir
iki insanın birbirini diğer bütün haritalardan silebilmesi

şimdi unuttuğumuz bir rüyadan uyandık
şimdi düşman belliyoruz bu yüzden uykuları
şimdi bütün görüntüler acayip karıncalı
şimdi karım olarak sonsuza dek kalmalısın
beni zor bellemen senin kolay olmandan değildir
aslında ben çekilecek bir adam da değilimdir
yol üstünde aksamak güzergâhın şerrinden değildir
soyunmuş bir kral artık kral değildir
rüyayla düpedüz dalaşıyor gerçeklik
biz dünyayı rüyamızla donatalım sevgilim
gerçek dediğin devlet kadar puşt bir yalancıdır
seni benden ayıran her şey yalancıdır
görünen görenin körlüğüyle müttefik
kral çıplak değil,
kral pornografik!

25 Şubat 2011 Cuma

DEVRİMİÇİ SOSYAL PAYLAŞIM















bir etkinlik daveti:
alper gencer seni
yeni bir okuma etkinliğine davet etti.

başlıca haberler:
dünya ortadoğudan gelen ayak sesleriyle uyandı
devrilen domino taşlarına benziyor diktatörler
aradığı ümidi devrimde bulan insanlar mutlu
afrika’da devrimcilik kazandırıyor, kabileler şokta

haber kaynağı:
tunus, mısır, libya
yemen, cezayir, ve fas bekliyor sırada

bildirimler:
libya halkı büyük bir devrim yapmak istiyor
onayla

kaddafi halkı tarafından zalim bir diktatör olarak etiketlendi
altı buçuk milyon libyalı bunu beğendi.

mısır’dan giden gönderiyi gör:
hüsnü mübarek

grup kur:
devrim ve çay

uygulamalar:
zalime hakkı göstermek
mazluma omuz vermek
durmadan dua etmek

oyunlar:
is ra il ve a be de

fotoğraflar:
Muhammed Buazizi kendisiyle birlikte
ortadoğu ve dünyayı ateşe veriyorken…
yorum yap

durumum:
çok şükür

ne düşünüyorsun? :
çocukları…
tümünü gör


devrim dalgası bütün dünyayı sarıyor.
alper gencer bu bağlantıyı beğendi.

mesajlar:
sakın ümidinizi kesmeyin.
paylaş

arkadaşlarınla sohbet etmek için devrimiçi ol

ortadoğu profil resmini değiştirdi.
bütün devrimciler bunu beğendi.



23 Şubat 2011 Çarşamba

PUTUNU DA AL GİT!

Bizler, iki köpek yavrusu ölmesin diye savaş meydanını, savaşı kaybetmek pahasına değiştiren bir merhamet peygamberinin ümmetiyiz. İnancımız, bağışlanacağımızı öngören ve Kuran’da en çok yinelenen o büyük merhamet iskelesi üzerine kuruludur. Resulullah’a savaş dendiği zaman ağladığını biliyoruz. Bütün ibadetlerimiz, yaratılmışların en şereflisi olduğumuz adına bir liyakat mücadelesidir. Biliyoruz ki, bir insanın kalbini kırdığımızda kıldığımız namazın anlamı boşalacak! Biliyoruz ki, bütün bu bize emanet edilen bilgi; merhamet, sevgi, vicdan ve adalet duygularımızı sağlamlaştırmak için verildi. Ancak bu sayede kulluk müessesemizi, Rabbimizin gözünde tamam edebileceğiz. Ancak bu şekilde sürüldüğümüz Cennet’e geri dönebilme imkânımız var. Yoksa bu kadar namazın, orucun, zekâtın bize bahşedileni karşılayabileceğini düşünen mi var?

Dünya tarihinin en üzücü olayı, Kerbela’dır! Çünkü Resulullah’ın manası bütünüyle Huseyn’in üzerinedir o sıra. Ve yezid bin muaviye, hani Kuran okuyan ve bunu Peygamber için yaptığını savlayan ve kendini Müslüman diye çağıran yezid var ya yezid… İşte onun köpekleri, bunu İslam ve Peygamber için yapıyoruz diyerek Huseyn’in kafasını gövdesinden ayırarak onun o mübarek başıyla top oynamışlardır. Siz Resulullah’ın anlamına bundan ağır bir saldırı ve hakaret gördünüz mü acaba? Ben görmedim.

Bu olay, benim içimdeki Resulullah ve Ehl-i Beyt aşkını arttıran bir hadise olmanın yanı sıra bir bazı şeyleri de düşünmeme sebep olmuştur. Mesela, ne İsrailoğulları ne de diğer kâfirler… Tarih boyunca Müslümanlara olmasa bile Müslümanlığa, yani İslam’a en fazla zarar verenin kendilerini sözümona Müslüman diye çağıran insanlar olduğunu biliyorum artık. Şu siyonist köpekler bile,  İslam’a bu kadar zarar vermemiştir onlar kadar. Hatta siyonistlerin zalim-mazlum kontrastını giderek mütebariz bir hale getirmekle İslam’a faydası bile dokunmuştur. Ama şu yezidi tutum yok mu o, Allah onu kahretsin!

Hiç çekinmeden “sünni refleks” diye adlandıracağım bu maraz, Allah’ın inanmayı –şimdilik!- dilemediği insanları İslam’dan fevkalade soğutmaktadır. Niye sünni refleks diyorum, çünkü İslam için çoğunlukta olan tutum budur. Mesela sırf bu yüzden ülkemizdeki alevi topluluk kemalist ideolojiye bel bağlamıştır. Evet, evet alevilerin chp’ye oy vermesinin en büyük sebebidir sünni softalık. Tıpkı bir zamanlar Ortodoks kilisenin Hıristiyan softalığının zulmünden fatih’e sığındığı gibi, “Hak Muhammed Ali” diyen kardeşlerimiz de bu kavramları biz kadar sahiplenmeyen politik bir angajmana müdahildir artık! Cem eviyse, cem evi! Kiliseyse, kilise! Siz mi tanzim ediyorsunuz, Allah’la kulun arasındaki muvazeneyi! Tabi burada aleviliği, Allah’a giden bir yol olarak değil de etnik bir kökenin dayanışmacı din dışılığına saptıranları ayrı tutuyorum. Onlar da alevi softalardır tam olarak!

Mezhepler, tarikatlar, cemaatler ve İslam’a dair diğer bütün yollar, Allah ile kulun arasındaki metodolojiyi/yakınlığı tesis etmek amaçlıysa, ne ala! Ama gelin görün ki bunların tamamına yakını, günümüzde birer kutuplaşma aracı olarak, kendisinden olmayana “öteki” diyen gruplar haline dönüşmüşlerdir artık. Kendisine sünni diyen bir ana babanın evladı olarak, hiçbir zaman kendimi sünni diye çağırmadım. Çünkü artık sünniyim dediğim de bunun karşısında olan bir başka şey olduğunu biliyorum. Bu açıdan sünnilik, anlamını çoktan boşaltmış ve istemediğimiz başka bir anlama gelen sözcüğe dönüşmüştür artık. Soran olursa, Resulullah’a tabiyim demekle yetiniyorum. Ey Müslüman kardeşlerim, hepimiz Resulullah’a tabi değil miyiz Allah aşkına?!

Ortadoğu’daki muazzam uyanışı seyreden gayrimüslimler, diktatörlerin zulmünden emin oldukları ve halkı bütünen anladıkları halde olan biteni susarak takip ediyorlar. Niye mi? Çünkü devrimi yapanların kendilerini Müslüman diye çağıran adamlar olduğunu düşünerek, şeriat gelmesinden korkuyorlar. Evvela bu ikircikli tutum alabildiğine şahsiyetsizce! Şeriat gelmesin diye bu adamların zulüm görmesine göz yummaktan bahsediyorum, bu insanın kendi varlığını tahkir etmesinden gayrı bir şey değildir. Şeriat gelirse ve o da bir çeşit zulme dönüşürse, ona da ayaklanırız diye yanıt veriyorum onlara. Ama ürkünç bir şekilde fark ettiğim şudur ki, bizler, İslam’ın huzur getirdiğine, huzuru tesis edeceğine, onlara her daim bir yaşama alanı bırakacağına, bütün ayetler gibi “dinde zorlama yoktur” ayetine de riayet eden Müslümanlar olduğumuza belli ki inandıramamışız onları. Resulullah’ın İslamiyet vücuda geldikten sonra müşriklere olan tavrını örnek alamadığımız için olmasın sakın bu?!

Her namaz kılan kendini bu dinin sahibi ilan etmesin! İslam’ın, Allah’ın ve Resulullah’ın ismini yüceltmek, taşımak istiyorsanız, evvela insanlık vazifenizi yapın! Önce bir ötekiyle nasıl yaşanır onu öğrenin! Nisa Suresi’nde “Unutmayın, bir zamanlar siz de onlar gibiydiniz.” diyerek onlara selam vermemizi emretmiyor mu Allah!? Görünüşte İslam’a biat etmeyip de Cennet’e gidecek olanlardan bahsetmiyor mu? Yahu biz aynı kitabı okumuyor muyuz sizinle!?

Ey bunu İslam için yapıyorum diyerek onu bir puta dönüştüren bütün sivil toplum kuruluşları, cemaatler, tarikatlar, siyasi partiler, çekiniyorum sizden! İddianız büyük ama pratiğiniz her daim sınıfta kalıyor. Siz Müslüman olmayanları ötekileştirdiğiniz gibi baktığınız müddetçe, Allah’a ant olsun ki yaptığınızı İslam için yapmıyorsunuz! Siz iki adımlık yolu bile Hak yolunda onlarla birlikte yürüyemeyecekseniz, sizin yürüdüğünüz Hak yolu da değildir üstelik! Putlarınızı alın ve gidin! Önce toplum içerisinde “Nas” manasında insan olmayı öğrenin. Önce bir kalp kırmamayı, birlikte yaşamanın inceliklerini, inanmıyor olsa da bir insanın ruhuna Allah’ın üflediğini bilin. Sonra sizin güzelliğinize bakan, Allah dilerse, zaten Müslüman olur! Ama size bakan, sizin şiddetinizden ve reflekslerinizden ürküyor. Birini Allah’a inandırma yetkisi, Resulullah’a bile verilmedi, ki o âlemlerin efendisiydi! Abese Suresi’nde açık edildiği gibi O’nun görevi apaçık tebliğden ibarettir. Açın okuyun ki Allah, ilk on ayetini Cebrail aracılığıyla o an indirdiği bu surede Resullulah’a celallenmektedir! Allah yalnızca dilediğine inandırır! O dilemezse, siz dileyemezsiniz bile!


SİYASİ PARTİLER İÇİN PUT KIRMA TEKNİKLERİ

Numan Abi, güzelim, senin ne işin var orda?
çık gel bozalım terazileri, bu denge hepimize put!
saltanat türkü dinlemekten hoşlanmaz Numan Abi
bana görüşünü söyle sana hangi puta taptıklarını anlatayım
bu memleket ceset kokan düşünceler arasından boy verdi
padişah düğününde cumhuriyet altını taktılar şehzadeye
işte inkâr ne kadar zorsa vazgeçmek de o kadar
dil yorulur geçmiş olsun derken her kazazedeye
her ihanet edenin adı çıkmaz haine
her uçana kuş demezler
kimi ne kadar ilgilendirir
Rab ile kulu arasında devinen müstahkem tahsil
çık gel ister putperest ister nüvesiz prokaryottan
insan elbette bu kadar çamurdan yaratılmamıştır
ve insan gün olur ölür tentürdiyottan

Numan Abi, güzelim, bizi ihbar ettiler
evler ihanet, sokaklar paranoya
son gülüşmemizi kayda geçtiler
kaç şiirlik ömrümüz kaldı şunun şurası?
gömlek önden mi, arkadan mı yırtılmış?
Züleyha’nın kendini durdurması mümkün mü?
hakkıdır kıstaslara tapınan halkın gömlek
hakkıdır hakikati zapt edenin ihanet
yerli yerinde her şey, tastamam sanki kıstas ve kehanet
ama Yusuf’un ismi geçmiyor tutanaklarda

Numan Abi, güzelim, şehre yeni şirk gelmiş
jonglörler ajan, toplar düşerse şehir havaya uçacak
sırtımın şurasında tuhaf bir eksen kayması var
iyi ki de var, iyi geliyor, rahatlıyorum bir miktar
bana ağaçtan düşen yaprağı anlat Numan Abi
rüzgârlı havalarda değişen müziği…
çok uzun ve düz bir çizgi çiz de görelim
üzerinde tavsamadan yürüyecek yiğidi
hakikat eğip bükmez mi çizgileri?
yol kıvrılan bir şey değil mi Numan Abi?
söküp, gözlerini kırpmadan öldürmediler mi
Peygamber için diyerek Peygamber çiçeklerini?
fikreden eklemler bütün kireç bağlamış
ürkünç bir endişe ile şirki seyrediyorum
putları gösteriyorlar herkes bayrak yakıyor
dikimevlerinde sabahlayan konfeksiyon işçileri
sermaye sahipleri ve büyük punto galeyan
matbaadan ekmekle broşür taşıyan partililer
ve sanki gün babadan kalma bir günmüşçesine
evladın güneşe veliaht haykırışları...
istihbarat bir kanser gibi sıçrıyor lenf nodlarıma
kurtarılmayı bekleyen bir mahrem zonkluyor damarlarımda
seni sevdiğimi söylüyorum anında fişliyorlar
telefonda böcek var, güvercinler kurşunlanıyor
bizi sıklıkla ama hiç durmadan dinliyorlar
Numan Abi, ne işlerine yarayacak bu jurnal?
devlet seni sevdiğimden gayrı bir şey bilmiyor!

Numan Abi, güzelim, seni bütün çevrelerde seviyorlar
çık gel bir hengâmeden, silerek ismini liste başlarından
esaslı bir bomba gibi çökertsin partiyi ortaya koyduğun vicdan
güneşe çık, at üzerinden gölgeleri
güneşe çık ve gölgelen Numan Abi
kongrelerin kasvetinden kurtararak umutları
tek bir çift omuz var ki dünyada tırmanırsan
kalbin zindanında kıracak tüm putları

22 Şubat 2011 Salı

DEV EKRANDA MAHŞER KEYFİ

Allahım karımı bugün işe almadılar
İnanç doğru söylüyor bu adamlar islamcı
İnanç'ın abdesti var ama namaz kılmıyor
karım başını örtmüyor diye onu asalım
her Allah'a inanan Allah benimdir diyor
bu momentum bu sürtünme bu düzenek ahkamcı
Allahım sanki hak etmiştik o işi
ya biz yanılıyoruz ya adamlar İslamcı

Allahım karımın ellerini bırakma
örtse de örtmese de başını çok seviyorum
bu sözleri sana ağzımla söylüyorum
melekler paraleli bir dakika kapatsın
seninle çok özel konuşacaklarım var:
mahşerdeki sürprizi yayınlama Allahım
beni burda rezil et kefarete razıyım
hiç günah işlemeyen büyük recmi başlatsın
hakkımızı yiyenler diyorlar ki islamcı

Allahım bağışla ben İslamcı değilim
bu adamlar islamcı ben müslüman adayı
ömrünce bir müslüman belki cehennemliktir
son dakika basmışsa en yitik istifayı
Allahım elimden her şeyimi al
istersen günahlara sundur gövdemi
ama gelsin Peygamber yine rüyama
mahrum etme benden sana sevgimi

Allahım karımın işe ihtiyacı var
rektör tutmuş kitabı hem adını veriyor
ey kul hakkı yiyerek kadrolaşan utanmaz
yüzünüze tükürsem şemsiyeniz var
ey peygamber ve kitap ve tanrı bezirganları
azalarak kaybolun hayatımızdan
bize sevgi tebliğ edecek
müslüman
lazım

Allahım sana son bir duam daha var
ölünce müslüman bir çaycı olarak
yani hani münhalse kontenjan kadro
cennetinde bana mümkünse iş ver
İnanç'ı da aldır, karımı da yanına
ki Peygamber'e çay demlesin karım
İnanç ile birlikte O'na çay taşıyalım

21 Şubat 2011 Pazartesi

HER CANİ BİR GÜN ÖLÜMÜ TADACAKTIR!



















Azrail, sürprizler yapan bir melektir ey Kaddafi!
O, bazılarının canını doğum günü mumlarını üfler gibi alır,
bazılarının canına Afrikalılar vesaittir.
son kullanma tarihin daha ilk geldiğin anda bitmişti,
ki 40 yıldır kusuyoruz bize içirdiğin zehiri.
işte senin paralar döküp önümüze koyduğun kiralık katillerle,
beş kuruş almadan savaşıyoruz, iyi mi?!
faniliğinin yatırımını caniliğe yaptın,
sürer mi sandın hiç sürer mi kurduğun bu kolpa hayat?!
her cani bir gün ölümü tadacaktır ey Kaddafi!
ölüm var ya ölüm
doğduğumuz andan beri yolda!

şimdi Libya'nın bütün dükkanları kapalı
ve şöyle bir not bırakmışlar bütün dünyaya:
"Devrime gittik, döneceğiz!"
inanmışlar
gerçeğin namlusuna sürülmüş bir rüyaya!

dünya devrimcilerin rüyalarıyla cayır cayır yanıyor!
dünya, hani şu Libya'ya gözlerini kapatan dünya...
bekleyin Libya sizin
gözkapaklarınızı da tutuşturacak,
kalp kapaklarınızı da...

18 Şubat 2011 Cuma

CEVAPSIZ BİR ÇAĞRI OLARAK DEVLET

 i.

bir gün bütün faşistler ölecek anne
yer yarılacak ve sonrası malum
tabiata son'suz güveniyorum
şartlar devrimci olmamı gerektiriyor
bu sözle sessizliğin kanına giriyorum
bu kedersiz suskunluğun kanını emip tükürmek
saltanat zehrinden iktidar sevdasına
devletin bekasını bombalamak istiyorum!

bir gemi de ben kaldıracağım buradan
bu yüzyıldan kendime merhamet yontacağım
bu zulmü ortasından gemilerle yaracağım
dağlardan hudutlardan vicdan kaçıracağım
devrimciler çok sever dağları denizleri
devrimci olmamdan en çok annem endişeli
ama BM beni kınasa annem buna aldırmaz
Ben BM'yi kınasam BM bana aldırmaz
ha birleşmiş milletler ha üçer üçer koşturan maymun sürüsü
ha tersine darvinizm ha "viva devletlûm!"
ha otoriteden müsaade ha aldanmak masivaya
kan alırken çatladı arzın ar damarı
hemşir’anım dünyaya az pansuman yapsana:
haç gölgesinde kadrolaşan avrupa
ruhu şarampole yuvarlanan latinler
her hançerin yankısı ingiliz siyaseti
onun duygusuz piçi birleşik devletler
her zulmün altında israil hükümeti
sesi parçalı boğuk patetik sovyetler
biat farkı yüzünden gözleri hala yumuk
kendi kazanında uzak doğu milleti
komşusunun katlini izleyen kukla
yatacak yerin yok senin mısır medeniyeti
kral diye bir arap okumadım kitapta
o halkından kopuk bir ortaçağ obezi
kendi milletimin bile kendi devleti
ile husumeti, kan davası var
ölmez isen zorlarlar seni ötenaziye
öpecekmişçesine parçalarlar sineni
inerek dil köküne şarkını yasaklarlar
destanların şehirlerden geçmez olur böylece
tövbe haşa Allah'la senin arana girip
yaptığın ibadeti ha bire zapt ederler
eleğimsağma misali açılan
inançları yek renge raptederler
karşı koysan bir punduna getirip
yasayla, imzayla darp ederler
asırlardır duvara asılı resimleri
değiştirme isteğinle harp ederler
kahrolsun meşruiyet!
kahrolsun meşruiyet!
ve böyle kamu vicdanı
ve yersiz öten yönsüz uçan hukuk kuşları
ve mazluma durmadan suç isnat eden
zalimi aklayan o meşru yalan
bilmez ki senin mabedini yıkarak
kendi Mabut'una kast etmektedir
bilmez ki kast ettiği o güzel Mabut
güneş sistemine emretmektedir
devlet soluk aldıkça faşist doğurur
çocuk mahpus düşerse devlet vurulur
hayaletler ve putlar ve çuvalla para
babamı devletin tabutuna koydurur

ii.

babam ters ters bakarken onu çok seviyorum
babamdan devletle geçinmeyi öğrendim
babalar hiç durmadan devleti çok seviyor
babam ters ters bakarken bana
doğru yaptığıma inancım artıyor
babam ama yağız delikanlıyken
rest çekmiş devlete, sürmüşler onu
gül eğmiş boynunu, yaraya merhem
sürdü mü bülbül, bülbül olur mu?
babam orta yoldan gitmemi arzuluyor
Resulullah öyle buyurmuş diyor
babam Resulullah lafzının beni
en zayıf noktamdan vurduğunu biliyor

iii.

ifrada yetecek itidalim kalmadı
bir yolun ortası tam olarak bazen
bir gemiye atlamak ve bir daha dönmemektir
mazlumun feryadı yankılanınca
çölsüz sesin hükmü düşer
cayar gövdesinden kelle
güverteler kana bulanır, kan denize
bu mesela biraz da şöyledir anne
artık mağara kapılarını örümcekler örtmese de
Sevr'de yuva yapmasa da güvercinler
en devesiz zamanında yeryüzünün 
bu muhataralı çölü bir defada geçecek
bulunur yine bir gemi dolusu yürek
ve Sıddık ayağıyla gelip kapatır bilânçoyu
çünkü Sıddık'ın ayağını yılan soktuğu zaman
devesizdi ve yanında Peygamber vardı
malı mülkü ömrüne yetecek kadardı
benim böyle zengin arkadaşım olmadı
hayat müşterek dedim, kaçıp gitti her biri
çok parası olanın benle işi yok
benle işi olanın çok parası yok
onbinlerce lirayı apansız borçlanınca
babamdan "Allah Kerim!" söylemeyi öğrendim
babamdan İslam'ın beş şartını öğrendim
babamdan zalimlere sabretmeyi öğrendim
babamdan taksit yapıp borçlanmayı öğrendim
babam ömrü boyunca bana dua etmiştir
ben oğluma ömrümce dualar edeceğim
oğlum benim kabrime gelip biraz su dökse
“babacım” dese bana “günahların affolsun”
Allah duysa oğlumu duayı kabul etse
maaile kavuşsak orda cennet ehline
bağıra bağıra yahut kısık sesle her neyse;
darphaneler yıkılsın! tersaneler kurulsun!
denizler mazlum için gemilerle donansın
babam geçsin dümene annem balık pişirsin
gemi varsın Gazze’ye, dünyada savaş bitsin



iv.     

bir gün bütün faşistler ölecek anne
son düdük çalınacak ve müsabaka bitecek
sana sil baştan anlatmak istiyorum
bir ucu uzasın gitsin uzaklara
söylersen göremezsin, görürsen söyleme
sen yaşarken seni seviyor olmak
kavgada tutarlılık zerk ediyor gövdeme
putlaştıkça puştlaşan faşist imalat evi
sürtündükçe yanına karası bulaşan devlet
ağlayan bebelere sağır kaldıkça
ne bekası kardeşim, kimin bekası!
dünyada iktidar denilen köpek
israil devleti ve yardakçı şürekâsı!

çok sıcak bir çöl sahnesi düşleyin
çok kızıl bir çöl sahnesi düşleyin
ya da bir güverte bir helikopter
öncesinde her taraf yeşil ve serin
kendini üreten merhamet var önce
vicdan parasız yatılı ve hikmet
bütün sokaklarda işporta
yani bir sokağa saptığınızda o sıra
neredeyse imkânsız hakikate değmemek
sorulacaksa bir gün o gün sorulacak
o gün anlaşılsın diye bir daha
adaletin filmini çekti ihanet
ayrılmamışsa insan nazarında akla kara
o vakte dek derişmemişse hala beyaz
Kerbela'dan büyük trajediye
tanık olmamıştır olamaz bu arz
ve dönüp bakınca, tam olarak orada
iki omzu üstünde yoksa hala kellesi
güzeller güzeli Peygamber torununun
sizin boynunuz da, iyi bilesiniz
hiçbir başla gövdeyi birbirine bağlamaz!
ben öyle bilirim ki dünyadaki dehlizimiz
o dehlizse bizi cennete vardıracak
gidip yezidin yakasına yapışıp
mazlumun hakkını söke söke almaz isek
vay halimize ki, vay halimize!
işte bu yüzden açıldık Akdeniz'e
korkak yuvalardan düğmeye basanları
ibretiâlem için gemilerle faş ettik
şairi devletinden kovmuş Eflatun,
devlette gözü olan şair namerttir
ne kovulması ulan, biz istifa ettik!

v.

devletin bekasından bana ne anne
şaka yaptım üzülme zaten bombam da yok
bombam yok ama bu şiir infilak edebilir
ben elimde bir pimle dünyaya geldim
ve itiraf ediyorum şimdi burada
zalime atılan her bombada pimim var
benim evde aslında pim koleksiyonum var
hiç bombam olmadı hiç silah kullanmadım
ama mazlumlara atılan her mermiyle vuruldum
evet, tamam doğrudur dünyanın en iyi
filarmoni orkestrası belki İsrail’dedir
ama toplasan bütün o notaları sesleri
bir Hatayi yahut bir Veysel eder midir!?
bizi  yalnız sevgi alt edebilir
şimdi mesela yani Peygamber
yağmurun altında kim bilir ne güzeldir
Peygamber yağmurda ıslanırken ne güzeldir
Peygamber ıslanırken yağmur ne güzeldir
Peygamber'i çay içerken keşke görebilseydim
Peygamber'le oturup çay içebilseydim
Peygamber'le birlikte zeytin yiyebilseydim
Peygamberle oturup kalkmak ne güzeldir
Peygamberle oturup kalkmak en güzeldir

17 Şubat 2011 Perşembe

AÇ KARNINA SİGARA...

sevgili ağzım, benimle konuşacakların olmalı.

hep ben seninle konuşacak değilim ya… 
aç karnına sigara yakan bir adam güne derdiyle yüzleşerek giriyordur, ondan kaçarak değil! bu yüzden bu balkona el değmemiş bir duyguyu böyle karpuz tartar gibi murdar eden insanları bırakarak çıkıyorum. 
insan önce annesini sever. 
ve bir insan olarak yalnız annesine güvenirse, ilk celsede haklı çıkar.
ve bir Allah olarak yalnız Allah'a güvenirse, her celsede haklı çıkar!

aceleye getirilmiş bir cinayetim!
kahpeliğiniz karşısında hüngür hüngür ağladığım çok belli!
merhametimi bana karşı kullanıyorsunuz, hâlbuki 
ben onu kendiniz... için kullanın diye size göstermiştim.
ağladığımı gizleyemiyorum… diye öldüresiye dövüyorum sizi.
siz de tutup beni hemen öldürüyorsunuz -aşk olsun!- 
ben sanki öldürmeyi bilmiyor muyum sizi!?
siz konuşun ama galip gelmek için arada susun!
siz mutlu mesut yaşayın, benim Allah belamı…
benim Allah belamı yalnız benim için verecek, size ne yahu?
susarak galip gelenlerin neyi sustuğunu biliyor musunuz?!

sahibinden kiralık bu dünya... baktım ki orada
evi olan insanlar kendini kurtulmuş belliyorlar,
yuh!
çıktım dışarı... sokaklar sabahı koşturuyor...
mezarlıklar yine dünyanın en güzel türküsünü tutturmuş…
benim yeryüzünden silinecek sesleri daha duyar duymaz tokatlamışlığım vardır! her gün yeni bir yokuşu bazı şeyleri tokatlayan avuçlarla seviyorum; onlar tokatlanmaktan, tuhaftır, hoşlanıyorlar! gideceğimi sanıyorlar da ondan...

çıktım, sabah kendine bir çirkinlik beğenmiş, bana tükür yüzüme diyor!
ben sabahın yüzüne tükürecek bir adam değilim!
beni her Allah’ın günü uyandıran sabaha sonsuz müteşekkirim!
ey sabahı taklit eden çirkinlik,
beni sabahla yalnız bırak!
beni yalnız bırak!

şimdi içtiğim bu sigaranın küllerini rüzgâra boşaltabilirim!
sabahı kuşatmanız bizim geceden kalmışlığımızla alakalı
kuşatılmış bir sabah da yaşanır yine yeni bir sabah gibi 
biz çünkü kaçırdığımız güzellikleri 
kaza edebiliyoruz, 
öyle değil mi!?

16 Şubat 2011 Çarşamba

GAZZE KAFE *


"Gemiler Gazze limanına ulaşsa da ulaşmasa da kazandık."
                    İsmail Heniye (Filistin’in meşru başbakanı)
  
"Hepimiz diğer çocukları merak eden çocuklarız"
       Rachel Corrie

“Cenâb-ı Hakk'ın bizi büyük bir devrimde enstrüman olarak   kullandığını iliklerime kadar hissediyorum.”
                 Hakan Albayrak

“Es-sohbet-ü bilâ çay / Kes semai bilâ ay”
   Anonim

yirmisekizmayısikibinonsaatonikiotuzantalya
denizleri ve gemileri yaradana hamd olsun
ve tavşan kanı çay için ne kadar sevinsem az
şu demire “vira!” diyen ağızlar ne güzeldir
ne güzeldir başlamakla bitebilen yolculuk
işte sanki Nuh, toparlanıp geçiyor
karşı kıyısına koşulsuz merhametin
bir tarafta asasız vicdan
Musasız asa
çaysız bırakılmışlık
öbür yanda kalkan gemilerin ardından
gemisiz kaldığına pişman kalabalık
tam ortada Gazze’ye gün be gün yürüdükçe
cennet kapısını zorlayan
bir ibadet ayini
çay içerek ibadet etmek ne güzeldir

sevgilim hayat zor ama sen çok güzelsin
hayatın zorluğuna inat senin güzel oluşun
kargışlı misillemesin, bir nevi sabotajsın ümitsizliğe
yırtar konişmentoları senin hudutsuz sevişin
seni çay içerken izlemek
seni çay doldururken
seni demlerken çayı
kimseler inanmasa da düpedüz sevap
o usulcacık düşen Müslüman bedenlerin
kapanmayan hesabı ödemesi gibisin
bana da rahmet! bana da şehitlik!
bana da böyle bir ödeme planı nasip eyle ya Rabbi,
böyle ivedi aşka, böyle kuşkusuz ve nakit!

işte bir ibadetten ötekine geçilircesine
bir rahiple bir imam omuz omuza
çay içmeyi bırakıp namaza durduklarında
dünyanın en kaygan ipindeki adamlar
cayır cayır tutuşan bir aşka salınırken
esas iple inseler dayağı yerler miydi!?
avuçlarım ellerimin içine çöküyor
bir atın üstünde son sürat sövüyorum
şu çaya inanmayan Yezid sürüsü
şu itlere sövdükçe güzelleşirim
diye inanmak geçiyor omuzlarımdan
kendi şerefine hainsin sen
gitmen gereken yeri seni o gemide boğmamamdan bil
ama seni adil bir kavgada
paramparça ederdi Hamza
Musa sen gibiler yüzünden vurdu kendini dağlara
senin eğriliğindi onu Allah’la konuşturan
İsa kardeşi Yakup ile
senin yüzünden döktü gözyaşlarını
Ali, o güzel Resulü için
Zülfikar’ı çıkartır ve savaş biterdi
tarih boyu cehaletin dönüştürdü öfkeyi
sana doğru büyüyen bitmez bir düşmanlığa
paranoyaksın
korkuyorsun
kendini seçilmiş sanıyorsun seçilmişler arasında
zalimsin ey İsrail, zulmün kendi yaradılmışlığına!
nükleer bir tehdit sayıyorsun kendini amma
Hızır’a ve meleklere gücün yetmez ki
senin semaverin yok, demliğin yok, demin yok
senin ateşin yok bir bardak çayı kaynatmaya


ve muhabbet ehline selam olsun 
unutma, unutturma, utan, usandırma
korun sen de kendinden hıncahınç kalabalık
yarıl sen de ortandan körlüğe büyüyen uyku 
bizim şarkımız bu söylendikçe uzayan
ve bitmeyen bir gökkuşağı olmalı
bizim gemimiz bu biz içindeyiz
hepimizin çay içtiği taraftan bakılırsa
hepimiz o geminin içinde değil miyiz!

üçhaziranikibinonsaatikikırkbeşistanbul
uçakları uçurup indirene hamd olsun
çay içmek çok güzel bir duygudur kardeşim
gemimiz dünyanın bütün limanlarına yanaştı
şehitlerimizin berrak kanı Akdeniz’e karıştı
şarkımız Gazzeli çocukların kulaklarına ulaştı
tarih tasavvuru parçalandı siyonistin
dünya bir gemi, dünya Mavi Marmara
İsrail vicdanın ablukasında
ve bundan böyle ona çay falan yok!

*Mavi Marmara gemisindeki barış gönüllülerini çaysız bırakmayan, 24 saat açık kafe.