19 Haziran 2012 Salı

FATMACI TAHTA


be ile başlarız hep bizim bezmimiz “beli!”
ağaçlardan konuşalım vefasından toprağın
tahtacı derler bize yolumuz haydar ali
toynağından boşanır gibiyiz bir kısrağın

kapıda molotof
sette katledilen figüranlar
hepimiz kundaklanmış çocuklarız
cesedimiz konuşur diye bizi öldürmüyorlar
rüzgar külün grisine tutkun
solgun sarıdan kızgın ala nâr
su çıkarıldığı yerde suskun
toprak suya su toprağa yâr
vakit var ve söylenecek her şey dâr
bırakalım üç günlük ömrümüzü üç güne
boynumun borcunu da kapasın şu bankalar
telefonum durmadan çalıyor zamanımı
-meşgulüm dünya!-
cennetlerinden seviyorum
büyük bulantılarla kustuğum hayatını

katlinize katiliz mülkünüze hep hırsız
ortada suç var ise masumsak da suçluyuz
dünya ormanlardan isabettir ekmeğe
duldalara kurulan evlerde oruçluyuz

çin yükselirken gövdene
akasyalar pazarlanırken
sebzeler sabah olmadan terk ederken hallerini
tutup sergilerimi sunuyorum sana
mesela şu resimde
ayrılmış elden parmak bıçağın tek sözüyle
adam sarıp koyuyor eksileni yerine
davranmak için hemen müstakbel keresteye
kopmuş uzuv fakat bundan aç gövdeye ne!
ekmek varmayacaksa eve
hangi acı çocuktan ziyadedir sineye
hayat çoğu zaman kahredicidir
renkler ışığa tutuldukça vesvese!
ve dönüp küfrediyorum namussuz küratöre
bütün tablolarımı çivilere çakmışlar
ayıptır her birimiz
kıyamet kopunca bağlanacağız operatöre
kaldıracağız ahizeyi öbür uçta bir melek
-oh dear for anglish please dress one!-
bakalım akşama ne yedirecek felek
tok olana tavuk sote
aç olana: dan! dan! dan!

biz
yani soğan yiyerek büyüyen dağlı hemşerileriniz
yani sırtından vurularak dünyaya doğrulan talih
yani şırıngaların bulamadığı damarlar olarak
yani devrimden artakalan gariban coğrafya ve tarih
yani kapısı kızıl çarpılara boyanan
yani ana baba duasından gayrı
bu dünyada muradı kalmamış kimsesiz kimseler olarak
ceddimizden devşirilen gülleri
-çekilin aradan!-
ölmekse ölerek
ihanetse sırtımızla sunacağız yârimize

12 Haziran 2012 Salı

BÜYÜTEÇLE KÂĞIT YAKAN ÇOCUKLAR


en eski kelimeleriyle yağıyor çocuk seslerinden bu yağmur
unutulmuş sözlerin üstünde çıkacak yangını bekliyoruz
köyler var kulakları paslı çoğul cümleler kurarken cesur
gök var onu bir türlü anlatamıyor olmaktan bütün yorgunluğumuz
seni seviyor oluşumu kutluyorum kendimle
dünya bir şamdansa güneşe
atlılar ölüp gitmişse
kendi omzunu benim omzumdan tanıyorsan eğer
hatırlamak pişmanlığı peşinen kabullenmek demektir
yola çıkmak erkekliği bir kenara bırakıp
göz yaşını namluya sürebilmektir

şehre saçlarından yapılmış bir rüzgar çıkıyor
garson adisyon açıyor sana bakar bakmaz masama
ve gözlerini ödeyecek kadar yaram çıkmıyor
tuz işine giren bir tabibe sürüyorlar kalbimi
öpsem iz bırakmak suç
sevişmek zatî surette yasak
elini tutsam
tabip bir kamyon tuzu üzerime boşaltacak
dünya biz için dönmüyorsa dursun
kalsın yaşamak
biri şu gazete kağıtlarından bize sofralar kursun
ölüme ramak…

yalan değil kalbim fena çarpıyor sana
şarabı açıyorum rakı dökülüyor zemzem sehpasına
birden haramcılar üşüşüyor helallerime
helalciler saldırıyor haramlarıma
beni zorla cennete kapatacaklar gibi cehennemlik bir ahval!
sanki yakub’un yusuf olmayan bir oğlu gibiyim
oysa hem ittim hem itildim kuyuya
her ihtimal dönüştüm babamı kör bırakan bir evlada
ama ne kadar yusuf’sam gömleğim de o kadar yusuf’tu
seni hiç görmeden bir karanlığa doğru alışarak sevdim
herkesin kalbinde kuruyan bir kuyudan çıkınca seni bildim
ismin belirdi diğer isimlerin yanı sıra

artık bu pişirilmiş çamurun içini ele veriyor gözlerin
baktıkça nefes alıyorum ormanların cennetinden
kokladıkça görüyorum gözeneklenen yolları
duydukça dokunur gibi oluyor sesin kulaklarıma
gayrı tadarsam yanarım
dokunursam
ölü sayarım kendimi bu diyarlarda

8 Haziran 2012 Cuma

SIRADAKİ EZAN SEVİP DE KAVUŞAMAYANLAR İÇİN GELSİN!


sevdiğini alamayan bütün müezzinlere...

bir trapezin durması gibi suya
içime çok yüksek bir yerden atlar mısın leyla
başın kaşın yarılsa diplerime çarparak
kanın karışsa suyuma
yerin bütün kanunlarına kusarak
ben sana bulanayım sen bana...

kapımı çalmanı istiyorum leyla
o kadar evde yokum ki anlatamam
insan insana aşık olmaz güzelim
insan insanın yanında bile durmaz
bak hala görmedin mi yoksa mecnunu
sen sanıp çölün öpmedi mi kumunu
şundandır her dem kalbe yayılan sızı
neyi sevdiysek dolandı kanatarak
dikenli bir tel olup seven her tarafımızı
elbet her fani gibi ben de bir faniyim
sen de bir fanisin leyla jiletin varsa göstereyim

yine de kapımı çalmanı istiyorum leyla
evde yokum evim yok dışardayız cümbür cemaat
seni de istemiyorum beni de bu başka
öyle bir yol ki nasıl güzel nasıl dar
benim de bu dünyada ödünç bir kapım var
olmuyor tutamıyorum kendimi leyla
kapımı çalmanı istiyorum hepsi bu kadar