24 Ağustos 2012 Cuma

İŞLER YOLUNDA GİDİNCE İNSAN ÖLMEK İSTİYOR!

yaşadıklarımız sadece ihtiyacımız olduğu için bize yaşatılıyorsa
cehennemde de yansak bir gün cennete gideceğimize inanıyorsak
batıyorken bile bir dibi olduğundan eminsek battığımızın
insan içine çıkmamanın bazen kör olmak kadar bir baht olduğuna kanıyorsak
hatta banıyorsak ekmeğimizi dünyanın suyunun sıkıldığı kabına
her şeye rağmen büyük bir insanlık macerası olarak görebiliyorsak hikâyemizi
kibre karşı sadakayı 
yine kibirle vereceğimizi öğrenmişsek güzeller güzelinden
mükerrer hataları -onlar aynı görünse bile- 
her defasında farklı bir biz ile işliyorsak
hayatımızın tam olarak ve eksiksiz
yazıldığı gibi yaşandığına kalıbımızı basıyorsak
yani ikrar vermişsek boyna da kemende de
çareyi baştan bulduğumuza 
yâre kalbimizden vurulduğumuza şahitlik etmişsek
talebimiz ehl-i beytse
öleceksek
bizden vazgeçemiyorsak
koparıp atamıyorsak
söküp koparamıyorsak
çekip sökemiyorsak
asılıp çekemiyorsak
yoruluruz
yorarız
ama biz birbirimizin yanlışlarını bile seviyoruz diye ışıklar içindeyiz zaten
 
düzelen düzeltendendir biz istesek de düzelemeyiz yâr
ölen de ölmüştür ölecek olan da
kuvveti eksiltenden kuvvet dilemek bize koyar
bunlarla baş edemiyorsak da baş ediyoruzdur aslında
önce senli sonra senli hiç ara vermeden senli
öyle gider işte
öyle gider
cennetli



itibar, mayıs 2012

22 Ağustos 2012 Çarşamba

BORÇ BAKİ, GELSİN SAKİ!


çözemedin gövdeni yerin askılarından. toprak, baştan çıkartıcı bir hamle olarak her yanını sarmakta. alamadın kökünü tenin saksılarından. üstün başın hep deri! uçmak istiyorsan neden çekiyorsun ki yeri? aklınla hatırladığını yüreğinle unutuyorsun sevgili. daha en başta bir hafızı işe almaman korkunç bir hataydı belki de. tuttuğun notların sana okunması için yalnızlığını bir parça, yani tamamen bozman gerekirdi. ya da tam ortandan olmasa bile yarılıp, kendinle yüzleşecek kadarını servis etmeliydin kendine. mesela ben, seninle her geçtiğimiz sokağa hangi ismi istediysem o ismi verdim. şimdi gözlerin bana çok eski bir yemin gibi duruyorsa bunu, yüreğimle hatırladığımı aklımla unutamadığıma verdim.

ne gök, ne de uzay… bunlar, üzerimize kapanandan bizi kurtaracak bir ferahlık bahşetmiyor nefesimize. hatta birer kez de onlar kapanıyorlar üstümüze ve en son güneş, ardını göstermeyen bir yırtık gibi yakıp giydiriyor bizi. öte yanda bütün bu sıcağı ödeyen karşılıksız bir teklif sanki, ağzımın kenarlarından saçlarıma ve tırnaklarıma doğru sunulan o serin sarhoşluk. güneşe yeniden, yeniden isimler veren o canım sarhoşluk!

bütün dostlarım binbir çeşit meydendi. çok çabuk sarhoş olmak için çok çabuk sevmeyi öğrenmiştik bir yerlerden. bir yerler bize kendiliğinden öğretilmişti. sen unutman gerekeni hatırlayıp, hatırlaman gerekeni unutmuştun. ben, aklımı bir kılavuz olarak hiç düşünmeden işten çıkarmıştım. kesileyim istiyordum kelimelerden de. bakışlarımdan üryan kalsın diye gözlerimi içime çevirmeye razıydım. körün gördüğüne talip, gözün gördüğüne yalancıydım. çünkü en baştan beri koca bir karanlığı karşıma almak, renklerin söylediği yalanlara kanmaktan daha iyi geliyordu bana. sen, renkleri adını bilmediğin bir hazla seviyordun bu sıra. ben, ışığın kafiri olarak karanlığın da kafiriydim her nasılsa! ikisinin de olmadığına bütün kalbimle iman ediyordum, dünyayla iman ettiğim her şeyden imtina ediyordum.

borç ödemekle kuşandım yaşamaya. arının balını yemeyi, eriyip nehre kavuşan karın suyunu içmeyi, ayvayı kopardıktan sonra onu tüylerinden etmeyi, yolu bulduktan sonra durmaksızın yürümeyi, kanatlarım kaburgalarımı kırıp kürek kemiklerimin altından çıkınca onları önce çırpmayı, sonra onlarla uçmayı, takatimden kesilince düşmeyi, düşünce kalkmayı ve kalkıp seni görünce seni görmeye devam etmeyi ve seni görmeye devam ettikçe seni sevmeyi hep borç bildim sevgili. ayıkken söylediğim renkleri bağışla! ve ikimiz de aynı anda sarhoş olamayınca, tıka basa evlerle doldurulan bu şehrin bizi kaybettiğini avlularından bağıralım istiyorum. sonra küçük bir meyhaneye sığınıp her şeyi baştan hatırlayabiliriz. böylece haricimizde kalanları unutup, ayılmamızı muhtelif yerlerinden öldürebiliriz. ölmeden önce ölmek olur bu… doğmadan önce doğan şerefimize!

19 Ağustos 2012 Pazar

SÜKÛT EYLEMEM


yedi kırkı dönerim aleme düşer tenim
on dört pakı bulmadan on ikimi söylemem
devesini kalleşe dost diye veren benim
kervanı bol cihanda sıdkı mülke eylemem

abaya dolar beşi selman ailedendir
üçüne durmaz isem bir’i noksan söylemem
hainin pususuna şehitlik hanedendir
canım alacak döle sırtımı dert eylemem

ön dört bin yıl evveli nurda birdi ikisi
sulbe üflenen nefes sırda sırdır söylemem
kurt alır ismim ağza meşakkat tiryakisi
ölümle dirilecek ömre ömür eylemem

ahiyem terk-i meydan bütün kerrarımdandır
canım ateşe atsan korkuyla söz söylemem
intikamım alacak ikrar kerbela’dandır
hüseyn’i incitecek zulme sükût eylemem

17 Ağustos 2012 Cuma

ŞİŞ

söze dem gerek
deme cem gerek
ceme kem gerek
keme ten gerek
tene ben gerek
bene sen gerek
sene ben gerek
bene sen gerek
sene ben gerek