22 Kasım 2012 Perşembe

DÖRT KAPIDAN GEÇMEYE

dört kapıdan geçmeye
kırk ceminden seçmeye
yedi dolu içmeye
üçe durmaya geldik

şahid seyirci değil
şehid oyuncu değil
kurda koyuncu değil
çoban uymaya geldik

hava ateşle birdir
su toprağa kadirdir
cümle vücuda bildir
teni soymaya geldik

bal ile aşk eyleyip
sütü sevgiyle emip
elmayı dosta verip
gaybı duymaya geldik

abitlerden görerek
zahitlerden bilerek
muhiplerden severek
arif olmaya geldik

hak muhammed ali’dir
ahmed hakta nebidir
murteza can velidir
sırra varmaya geldik

canlar dünya işinde
aşık maşuk peşinde
ahi yokluk düşünde
yarda kalmaya geldik

16 Kasım 2012 Cuma

SOY DURUR ABA DURUR

pirim aziz mahmud hüdayi'ye...

soy durur aba durur hane halkı bellidir
ol naci’nin güruh’u bir tek nefese bakar
adem’in cennetinden dönen yankı bellidir
elmaya meyledenin gözü kafese bakar

idris’in kumaşını kesip diken bellidir
süleyman’ın asası kurda çaresiz bakar
bülbül’ü güle soran aşık diken bellidir
acıdan kaçan kişi pire yaresiz bakar

tufandan nuh’u alan mürettebat bellidir
su altında kalanlar nuh’un oğluna bakar
dünyaya sabredene nur ü sebat bellidir
züleyha’nın cilvesi yusuf koynuna bakar

çarmıha çivilenen çile kimden bellidir
isa’nın yakinine sözün tutacak bakar
mehdi’nin güzelliği daha mimden bellidir
arif olan deccal’e her an yutacak bakar

tur dağı’nda musa’yı üryan kılan bellidir
akılı terk etmeyen kendine hızır bakar
asa düşer secdeye namaz kılan bellidir
abdest alan her daim aynadan hazır bakar

kurban durur bıçağa davran diyen bellidir
ismail babasına sonundan razı bakar
günahın ormanında avlan diyen bellidir
ibrahim’e renklerin bütün beyazı bakar

zehiri kavuşmaya soran kader bellidir
hasan’ın cemaline bulaşan cemal bakar
fatıma anamızı saran keder bellidir
sırra vakıf olanlar seyrana kemal bakar

sürgünün defterinde hasret kime bellidir
yakup’u kör bilenler dünyaya şaşı bakar
kerbela’dan yüreğe kalan dövme bellidir
haksız duran gövdeye hüseyn’in başı bakar

hak muhammed ali’ye yazılanlar bellidir
ali’nin kapısına duran pervane bakar
gönlün en derinine kazılanlar bellidir
muhammed’i görenler deli divane bakar

can durmaz ahi durmaz menzil alan bellidir
zülfikarı olmayan merde müşteki bakar
düldül durmaz yol durmaz yaya kalan bellidir
tenine ben diyenler derde pösteki bakar

13 Kasım 2012 Salı

İSTİKBAL DÜNLERDEDİR!


sakal bırakan adamlar bizdendir
suretini allah’ın yarattığı gibi karşındakine tutan
işte yer yorgunluğunun doğrulttuğu sürgünler
havada bağdaş kurmayı yüreklerinden öğrenmişlerdir
düşünmek ne kadar beyhudeyse bir muammayı çözmeye
dokunmak yangınlara nasıl bebeler doğurmaksa
aklını bütün bildiklerinden vurarak
ve severek hatırlayıp geçmiş güzlerin solgun ayartısını
kendini yalnızca bir maziden ibaret sayanlar bizdendir

dönmek vaktini bekleyen turab sizdendir
azrail’in yardığı bağrı bir ateşle pişiren
işte nefesi kendine benzetmeye koyulan sahipler
duvarları korkularına böyle yedirmişlerdir
öpüşmek ne kadar acıktıran bir kavuşmaksa
fikretmek hayalleri nasıl ayırıyorsa etten
kalbini bütün bildikleriyle vurarak
ve hatırladıklarıyla unutup geleceğin kıyamet bağırtısını
kendini bir istikbalden doğuyor sananlar sizdendir

siz bizdensiniz biz de bizdeniz
bizim kalbimiz göz göz delik deşik edilmiş
kalbimize açılan deliklerden olan biteni seyretmekteyiz
orada kim varsa yok olup gayretine koyulsun
her şeyin açık edileceği güne hamd olsun!

8 Kasım 2012 Perşembe

BİR DEFA KALBİNDEN VURULDU MU BAŞA DÖNEMİYOR İNSAN!


her birimiz sevmenin kıyısından dönüyoruz sevgilim
bir şeylerin diplerinde cesedimiz bulunmadı
seni aldırmak istiyorum sinemin tesellisinden
gerçekliğin soyunu kafanda kırarak
allahların dünyasında bir yıldız tecellisinden
ölemiyor olmanın imdadı var kursağımda 
sinemiz geç kalışın boşluğunu dövüyor
öyle ki aramızda
sessizlik bile bir halta yaramıyor
bir yandan sevmek vazgeçilir şey değil
noterler mürekkeple boğmuşlar kendilerini
kalkmış bütün imzaların hükmü kağıt dağında
şarabımız fesholacak anıların bağında
sade çocukların anlaştığı dilde keder durmaz
birileri sürekli yalan söylüyor mutluluk hakkında

günleri unut
zamana birtakım semavi sözcüklerle kurulmalıyım
çabucak kaybolan bir anı eskiyen bir fotoğrafa dönüşsün diye
gözlerimi ruhundan aşağılara sarkıtmalıyım
güneş ra ile doğuran mısır
ay nil’in sularına karışmış bir iç deniz
bulutlar grek tanrıların ziyneti
yıldızlar her bir yöne dağılmış hayatımız
ama öyle tutuğum ki bilmem geceyi sana nasıl anlatmalıyım
sürekli yetişen geceyi
tutuşan bir ormandan ateş alıyorcasına deli
sanki hiç durmadan kanayan bir ağzı
şifayla kavuşturan fatma ana’nın eli

daha hiçbir şey yokken ortalıkta
dünyanın binbir türlü haliyiz başka neyiz?!
usta işi bir örtüyle alınıyor gözümüzden
merhametten olağan ihanetten ariyiz
ya da hiçbir şey olmamışçasına ölerek
uyanılacak yerde uyumaya devamsak eğer
yalnızlığımızı put belleyerek
kalbimizi ateşle de besleyebiliriz
ama çıkamayız işte girdiğimiz kuyudan
çünkü artık tanıdım bir daha unutamam
bir defa kalbinden vuruldu mu başa dönemiyor insan!

burada durduğumuz kadar karşılıklı biz bize
çok şükür yağmur
tek başına yetiyor mikail’i dost bilmemize
ve vazgeçen upuzun uzanıyor toprağının içinde
sözünü tutan bir intihar mektubu kadar huzurlu
yaşamak kayıp bir cesedi giyinerek sevgilim
dibe çarpmayan bir gövde gibi havada hep asılı