6 Kasım 2014 Perşembe

30 LİRA

kadir
cebindeki 30 lira ile parkın ortasındaki banka çöktü
çıkarıp cebinden baktı biri 20’lik öteki 10’du
yeşil olan kemaleddin 20 numara mimardı
bıyıkları kıvrıldıkça güzel saçları limonla yapıştırılmış
iyi bir adama benziyordu
yanındaki zarif binaları
kendisi çizmiş gibi duruyordu
1927’de kavuşmuş toprağına
elli yedi sene sürmüş gurbeti
kadir de elli yedi yaşındaydı

ordinaryüsprofesördoktorcahitarf
kırmızı bir 10’du
gülümser bir şekilde uzağa bakıyordu
ama kalın çerçeveli geniş camlı gözlüklerinin
ardından kıstığı gözlerle değil
sanki saçlarına doğru derinleşen
geniş bir alınla bakıyordu
o da mimar kemaleddin gibi
iyi bir adama benziyordu
kadir cahit hoca’ya meraklı gözlerle baktı
acaba bu adam ne hocasıydı?
yanında matematik semboller vardı
küçük sayılarla uğraşmaktan
gözlerini bozmuş olmalıydı
zahiri keşiflerde bulunmuş
mühim birine benziyordu
1997’de göçmüş bu diyardan
kemaleddin’den 30 sene fazla beklemiş
gidenler aynı yaşlarında kalıyorlarsa
cahit hoca kadir’in babası yaşındaymış

kadir ikisine de şöyle bir baktı
ikisinin de gömleği ceketi kravatı vardı
ikisinin de etrafında benzer şeyler yazılıydı
ikisinin de arkasında birer mustafa
kemal’in alı bıyıklı yeşili bıyıksız
kaşları birbirine benzeyen birer atatürk vardı
kadir elindeki paraları katladı
biri al, biri yeşil
ikisi de kağıttandı
aldı avucuna koydu cebine
şöyle derin bir şükür etti haline
cebinde 30 lirası vardı

6 Ekim 2014 Pazartesi

ALİ İLE BAŞLA

oğlum ali hüsrev’e...

ali ile başla bütün kapılar oradan açılır
omzun bismillahı vurur bahçenin tokmağını
kilit kalkar sizi peygamberler karşılar
derdinin kepengini kaldır kardeşim kaldır
cümlesi allah diyen şol gönlüne çarşılar

ali ile başla zülfikar oradan varır ele
bileğini bil eyle sarıp ledün ilmiyle
kimdir kabe’de doğan efendisin emrine
cesareti ol haktan aldır kardeşim aldır
meydan okuyan çıksın alemlerin merdine

ali ile başla dost gövde orada darına durur
yedi kılıçlı nefsin yatağında ali uyur
sırra vasıl olan kim fatıma duasına
kör olduğun yanınla saldır kardeşim saldır
cennette olan dalar cennetin rüyasına

ali ile başla toprağa baba olan herkese baba olur
evladını cennete genç efendi eyle dur
kolay değil oğula şerbeti lebden vermek
şu toprağa şehadet baldır kardeşim baldır
hançer sırtı bulmadan ölmeden önce ölsek


Yedi İklim Dergisi, Eylül 2014

16 Temmuz 2014 Çarşamba

ÇEVİR DÖNSÜN ALLAHIM

çevir dönsün allahım ademe bu kâr
ol ahmed’in nurundan geriye nedir
ayaların sevdası olup zülfikâr
kervanın derdinden deveye nedir

hasta düşer yatağa soluğun tutar
ölmemeye nefesin şifası nedir
hasan olan zehiri bilir de yutar
yaşamağa kafesin vefası nedir

cennet derdi dengenle sıratı yıkar
aşık başa cehennem ateşi nedir
zarları tutan kader rengine çıkar
kırmızıya hüseyn’in düşeşi nedir

ahi defter dürülüp rızana bakar
kuyuları kazanın gazası nedir
babasının annesi evladın yakar
gönle odu salanın abası nedir

15 Haziran 2014 Pazar

GÖNÜLLÜ PARTİLER İÇİN KÂBE

trenlerin durduğu yerden başlıyor bütün aşklar
hep beraber havalanan kuşlar gibi değil numan abi
konduğumuz yerde sarıyor çarpıntılar vücut ülkemizi
sinirler ki tam nefsimize göre ayartılmıştır
sınırlar ki insan elbette sınırları ihlal eder
şu karşıki köyler de vallahi bizim köyler
ama seviyorken pasaport sormak yasalaştırılmıştır

sigaramın külü düşer yere hatun zılgıta başlar
e haklı değil mi be numan abi
benden gayrı zılgıtlayacak kimi var
insan elbette gönülden yaratılmıştır
insan gönlü insan olan her insanda var

başa gelen gelir başa
sultanlık seyran olur
cemal olanın elinde cemal bir yasa
celal olanın önünde
celal bir masa
şu talipler talepleriyle yaşıyorlar numan abi
ötekiler 
tel 
maşa

allahlılar arasında senin allah'ın ne güzeldir numan abi
görenler sevmek yarıştırırlar
dünyayı gurbet belleyensin ki şahidiz 
harekani baba'dan tanıyoruz biz seni
sağırlar karıştırılar

şimdi sen nerede duruyorsan orada seni seviyorlar numan abi
tüm derdime eş bayram'a adaşsın
zaten benim sevgi ablamın adı da sevgi
fatih'te bir karındaşsın
şu devlete kafayı devletenler yoksa devletten mi korkuyorlar
merhamet en çok kanadı olan armağan bir melekse kullara
-sen beni bir kere ağlarken görmüştün numan abi-
emrin geldiği yerden beraber söyleyelim:
devlet yok
allah var!


10 Haziran 2014 Salı

'YAĞMUR YAĞINCA DURMAZ' DUASI

bismilahirrahmanirrahim
yağmur yağınca her şey 
iyiye gidiyor sevgilim
çamuru çıkıyor dünyanın 
rahatlıyoruz
eve yalın yalın dönüyoruz da
kimsesiz yoktur yine de 
yalnızlığı fazla 
abartıyoruz

kar düşer 
sümbülleri tükenir toprağın
bize cemre düşsün 
bize cemre düşsün de su olup ağlayalım
sen sabah ağlarsan ben de sabah ağlarım
habeşli bir ses vuruyor alınlarıma
yıkan da ikindiyi kılalım

sevgilim seninle ben
şu aynı topraktan yan yana büyüyebiliriz
sen kuş olup uçarsın
ben kuş olamasam ki
konduğun yer olurum gelip bana konarsın
gecikme 
sakın geçirme ateşimi
erken konsan yanarsın

senin kalbin sana
benim kalbim sanadır 
ama yağmur herkesindir sevgilim
yağmur şu şah damardan içeri
allah'ın kuluna mesafesidir
âmin



6 Haziran 2014 Cuma

TERKİ TERK

cesaretimizi toparlayacak kadar vaktimiz olsaydı, hiçbir şeyden korkmazdık. ve şu yağmur hep güzel yağıyor demek gibidir yolun mütemadiyen açık olması. ömrümüzden bir haziran daha düşüyor sevgilim. rüzgar hala sallıyor dalları. piyanoyu susturmuş parmakları şarkısız koyan. devrik çaylar kuruyor masalar. merhametin me'sini mim'lemişler gönlüme. senin hızır'ın yok mudur ya musa? kibrin ka'sına takılıyor asalar. 

üşüyoruz, bu başka soğuklar ülkesidir sevgilim. ey karın eridiği yerden ummanlara karışan su! yolsan adımlarımı al. yoksan varlığıma armağandır o noksan. biliyorsun sen olmasan... sen olmasan ben bu ömrün içlerinden yanarım. saatin zembereği, bakışın müştereği var. yağmur yağıyor, şarjım bitiyor, ben seni daha sonra ararım.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

ACILAR KALANLARINDIR

seher'e ve nazmiye'ye...

somadan şeyler bunlar
madenler de kapıdır siyah burçlara
bir madenci mesela
eksi yedinci dipleri düzeltir 
keşmekeş 
hep yukarıda

bir adamın elleri 
ağacından nar topluyorsa yokluğun
madencidir o
madenciler adam olur
karıları
çocuklarının annesidirler

meşakkatin talibi olur canlar
ta mağmadan uzaya
oysa sofra gönüldedir
göz yaşından sular dolar testiye
babasız kalmış çocuklar evvel yürürler
bilinir
madenci çocukları 
çabuk büyürler

o gece sapsarı bir dolunay vardı
nihal'in resmindeki sarıdan
ölüler toprağa rahmet diye düşerler
acılar kalanlarındır 
vesselam


resim: nihal acar

13 Nisan 2014 Pazar

CEVAP BULMA SUALİM BİLMEK KARIN DOYURMAZ

cevap bulma sualim bilmek karın doyurmaz
acıktıysan dönüp bak uçup giden kuşlara
yolun sonun arama başın kuyruk doğurmaz
geleceksen varıp bas evvel duran taşlara

derde durma dermanım derdi derman savurmaz
karıştıysan karış git rüzgâr gibi saçlara
mâlum yerden yürüme âlim eti kavurmaz
yiyeceksen pişir öz kendi kokan aşlara

sebep sorma fermanım gölge ışık buyurmaz
alıştıysan unut geç hızır dolan burçlara
kemlik söze darılma harfler hâli duyurmaz
giyeceksen kapın aç hırkalara taçlara

akıl yorma vebalim günah tenin yoğurmaz
tutuştuysan tutuş yan geçip giden yaşlara
mülke belin bağlama garip eğri oturmaz
olacaksan gönül ol âhim gibi başlara

12 Nisan 2014 Cumartesi

SÖZ YOKKEN BURALAR MANDALİNA MEZARLIKTI

insan 
işi batırdığında 
taraflardan birinin muhakkak suçlu olduğu zannından azat olmalıdır
ve bu cümleyi ferman etmek için müracaatta kelle saklanır derler
kim mi der? 
bazı evlerin içindekiler

iş batarsa batsın yola bakmak lazım
suç en meşhur koşmasıdır vücut ülkesinin
hadiseler olmasa harfsiz kalırsın
ki o vakit aynanı yedi yerinden kurşunlarlar
son bir fısıltıya daha yer aç şakaklarında
yataklarını ser de yatsınlar:
esrar perdesizlikte
kayıp bir nerdesizlikte 

bak perde dedin 
örtündü perde dediğin
ona kimse ses vermezken 
sonsuz bir örtünmek dertsiziydi sükutta
lal ol da gel aşkın dört duvarsız berisine
aşk 
eskiden beri yeni değildi birisine

ne gam(!) içindeki nehirle sürüklenene
gönül en içeri elleriyle dokunur
uzak ayların güneşlerine
suçlulara uğrar durur suçları
oniki burç dağılır
çün kuyular 
ağızlarından öpebiliyorlarmış kuşları

evet
sürekli allah’tan bahsediyorsak
ölüm yakın
yaşamak mucize
analar göz yaşıyla tuzlanır
ve aç karnına yakılan bir sigara daha geçiyor hüznün kayıtlarına:
iyi olan 
kaybetse de kazanır

Yedi İklim, Mart 2014

3 Nisan 2014 Perşembe

MENİMENDEDEMEN!

kulaklarım tutuyor benim gözlerimi
burnuma alnımdan sarkıyorum
şakaklarım kaydırak
kaşlarım göz güneşi
bakınıp yürüyorum

aslında hayat diye bir şey yoktur
da o zaman ben neyi yaşıyorum?
güller açılır gülistan olur
bülbüller toplandı mı bahçeye
işte buralar hayat kelimesinden fazladır
takılıp düşüyorum

sevmek en ulusu yüksekliklerin
affetmek derdin dolusu
menimendedemen!
menimendedemen!
diye sanki bir ateş saçılıyor

vurulup yaşıyorum

28 Mart 2014 Cuma

TAŞLARA DEĞEN AYAKLAR


ey taşlara değen ayaklar
bakın gün doğuyor geceye
ses oluyor sürtünen nefes
gönül ne sesler veriyor heceye
heceler kelimelerle enfes
nihayet konuşmaya başlıyoruz

oysa konuşmayı yoruyoruz ey
sükutu bin yerinden vuruyoruz
sessiz sedasız anlaşanı
gönülden zanna indiriyoruz
değil mi taşlara değen ayaklar

ve ey taşlara değen ayaklar
şüphesiz bakamadınız bir gökyüzüne
şüphesiz bir gökyüzüne ey
kanatlanıp varamadınız ayaklar
taş mıdır yani bütün her şey

yani taşlara değen ayaklar
aldatıldığınızı unutarak öldünüz
şimdi neyi hatırlıyorsunuz ey
taşlara değen ayaklar

13 Mart 2014 Perşembe

KUŞLAR BİLİR!

kuşlar bilir
bir berkin daha konamayacak sabaha
onun kafesini kırdılar
sürü döndü
soğukta kalanlar akşam oldular

ah kuşlar bilir
gök görgüsü
yerin yedi kat dibinde!
ekmekle vurulmuş çocuk
ölüyorum der gibi uzandı
öldü akabinde

ah kuşlar bilir kardeşim
göğün altında çocuk...
çocuk öldü mü
dünya kerbelalaşır
göze ağlamak düşer
merhamet yuvarlanır gönüllerden aşağıya

kuşlar bilir kardeşim
ah kuşlar bilir berkin’i
yavru damlalar doğurur ağlarken yağmur
tenha sağanaklaşır
babanın omuzları çöker
bir ana evladından vurulur

kuşlar bilir
ah kuşlar bilir
ayıpları da örter gök
iskele düşer toprağa
muhteva aşkın!
tutuştun ey gönül
bekle ki mahşer olsun

23 Şubat 2014 Pazar

AFERİN LAN SEMİH!

cumartesi akşamı televizyonda maç
oğluma mıknatıs bakınıyordum
henüz hükümferma değilken amaç
mıknatıslar oyunlara çocuk taşırdı
unutmadığım için hatırlıyordum
cimbomun kafası epey dışarda
zemin güzel hava güzel her bir şey güzel
beşiktaş kahramanca bastırıyordu

nasıl yazıldıysa tam öyle oldu
top semih’in ayağından kornere çıktı
ve herkesin gözü önünde
hakem “aut!” deyince bir çıngar koptu
şahidi çoğalan doğru
hele bir de yaralanmışsa aşka
adamı vicdanıyla çeker darına
korner başka
aut başka

semih “benden çıktı” deyince
yer yerinden oynadı
bir dua patladı arzdan semaya
semih semih diye inledi bütün stat
hatta hakem maçı bıraktı semih’le tokalaştı
kartal pençeleri indiler semih başı okşamaya
yanlış
döndü doğruya
cennet yazdılar hanemizi
hesaplar kuş oldular
uyanılmaz düş oldular
gönül gönülle gülüştü
kaybetmek
kazanmakla beraber yabana düştü

işte böyle kaydolundu çimlere tarih
yıkıldı duvar bir işe yaradı şu meşin yuvar
insan olduğumuzu hatırladık lan semih
söyle bundan büyük gol mü var!



16 Şubat 2014 Pazar

ZANZİBARCA KONUŞAN KUŞLAR İÇİN GECELİK


bir gün yine kurulmuşum geceye...
ama gece nasıl derin nasıl karanlık!
karanlığa boş versem derinliğin yangını bırakmıyor peşimi
derinlik zaten hiç boşverilecek gibi değil!
-koyuldum mu karanlıkta yanmaya!-

gözümü açtım
kum denizle birleşmiş beyazın kuyusunda
beyazın da kuyusu mu olur demeyiniz
içine yusuf düşen bütün beyazlar kuyudur
-düşmeden bilemeyeceksiniz!-

nasıl güzelim nasıl enginim nasıl kendimle...
görmeliydiniz
sanki hiçbiri ben değilmişim de
ellerim kollarım dillerim
nasıl da otomatikler! nasıl da otomatiğiz!
yahu vallahi ben ‘yapabilen’ bir şey değilim
-hiçbirimiz de değiliz!-

hikaye büyük macera sonsuz
her şeyi en önden seyreden seyircileriz
bana çeşitli kanatlar takılmıştır
bana taktılar da size takmadılar mı sanıyorsunuz?
ah azizim ah, herkese taktılar! herkese taktılar!
takır takır kanatlar taktılar da kanatlandık ya biz
-uçmayı geciktirmeyiniz!-

insan uçmaktan kuyuya düşer gibi ürküyor
bakınız
herkes bembeyaz olmaktan nasıl ölesiye korkuyor!
kum denize karışır da
bir beyaz bütün her şeyi kapladığında ancak
inanmak hasıl olur bir olduklarına
ve hayır canlarım buna konmak denmiyor
bekleyin sıra size de konacak
ölünce konacaksınız siz de topraklarınıza
fakat uçun başarabilirsiniz
bir kuyuyu dibinden siz de yaşayabilirsiniz
-kendinize zerre güvenmeyiniz!-

neyse, ne diyordum?
hah, bir gün yine kurulmuşum geceye...
görseniz “vallahi bu gecedir!” diye yemin edersiniz
yıldızlar atmışlar iskemleleri ayın etrafına
simsiyahlık kapamış dışarının dükkanlarını
kırmışız kilidi 
girmişiz içeri
sanki içeriden gayrı hiçbir şey yokmuş gibi...
-çok mesut olurum o gibiyi görmezden gelebilirseniz.-

işte o gibisi ve yanisi yok mu bütün bu işlerin?
galibası yok mu şu mutmainliğin?
zenginin gurebası yok mu dostum, aşkın bir elifbası yok mu!
bana her şey varmış gibi geliyor
size de öyle gelsin
-ki o gibilerden soyunabilesiniz!-

ne ara sistemin cep kanyağı olduk arkadaş?
vicdanın bile betonunu dökmüşler şu iskeleden aşağıya
selam verelim desek en az bir hece lazım
oysa ne kadar da sözsüzdük
sadece gözlerimizin anlaştığı bir asr-ı saadet varken aramızda
orada sevmek affedilen bir şey değildi
affa tekabül etmezdi çünkü
sevmek çok başınaydı her yanlara üleşirdi elleri
durmak çok boşunaydı derlenmeye sevinirdi boşluk
ama biz boşları sofralardan kaldırıyorduk
tut da yine kaldıralım sofralardan
kurtaralım bize zahmet şu boşları sehpalardan
-gönüle meşgul vermeyiniz!-

gece uzun, uzun der demez zaten anladınız siz
öbür ucuna inanamayacağınız bir denizdir gecenin uzunluğu
bütün kısalıklardan alıkonulursunuz birden
bir biten ‘bitmek’ kalır
onu da hemen kovarsınız aklınızdan
sonsuzluk diye bir köy var
hepimiz orada ikamet ediyoruz
o zaman ne diye olan biteni korkumuza alet ediveriyoruz?
lütfen karanlığa bulaşmayınız
insanın içini saklar karanlık
-dost bulmadan karalara karışmayınız!-

bunlar geçer azizim
kural koyar ama kuralsız oynar yaşamak
karanlığı gün eden günü eder karanlık
yaşasın füruat ve garip düşen azınlık
yansın bizden arta kalan atlar ve çimen
-içimizi saklayan bizi kazansın!-

her şey döner diğer her şeyle beraber deveran eder
şu noksansız güzelliğin ortasında
güne de geceye de batan biziz esasında
gurbet biter azizim
gurbet biter biz sevdiğimiz yerden devam ederiz
-tam burada ölümü anons edebilir miyiz?-