23 Şubat 2014 Pazar

AFERİN LAN SEMİH!

cumartesi akşamı televizyonda maç
oğluma mıknatıs bakınıyordum
henüz hükümferma değilken amaç
mıknatıslar oyunlara çocuk taşırdı
unutmadığım için hatırlıyordum
cimbomun kafası epey dışarda
zemin güzel hava güzel her bir şey güzel
beşiktaş kahramanca bastırıyordu

nasıl yazıldıysa tam öyle oldu
top semih’in ayağından kornere çıktı
ve herkesin gözü önünde
hakem “aut!” deyince bir çıngar koptu
şahidi çoğalan doğru
hele bir de yaralanmışsa aşka
adamı vicdanıyla çeker darına
korner başka
aut başka

semih “benden çıktı” deyince
yer yerinden oynadı
bir dua patladı arzdan semaya
semih semih diye inledi bütün stat
hatta hakem maçı bıraktı semih’le tokalaştı
kartal pençeleri indiler semih başı okşamaya
yanlış
döndü doğruya
cennet yazdılar hanemizi
hesaplar kuş oldular
uyanılmaz düş oldular
gönül gönülle gülüştü
kaybetmek
kazanmakla beraber yabana düştü

işte böyle kaydolundu çimlere tarih
yıkıldı duvar bir işe yaradı şu meşin yuvar
insan olduğumuzu hatırladık lan semih
söyle bundan büyük gol mü var!



16 Şubat 2014 Pazar

ZANZİBARCA KONUŞAN KUŞLAR İÇİN GECELİK


bir gün yine kurulmuşum geceye...
ama gece nasıl derin nasıl karanlık!
karanlığa boş versem derinliğin yangını bırakmıyor peşimi
derinlik zaten hiç boşverilecek gibi değil!
-koyuldum mu karanlıkta yanmaya!-

gözümü açtım
kum denizle birleşmiş beyazın kuyusunda
beyazın da kuyusu mu olur demeyiniz
içine yusuf düşen bütün beyazlar kuyudur
-düşmeden bilemeyeceksiniz!-

nasıl güzelim nasıl enginim nasıl kendimle...
görmeliydiniz
sanki hiçbiri ben değilmişim de
ellerim kollarım dillerim
nasıl da otomatikler! nasıl da otomatiğiz!
yahu vallahi ben ‘yapabilen’ bir şey değilim
-hiçbirimiz de değiliz!-

hikaye büyük macera sonsuz
her şeyi en önden seyreden seyircileriz
bana çeşitli kanatlar takılmıştır
bana taktılar da size takmadılar mı sanıyorsunuz?
ah azizim ah, herkese taktılar! herkese taktılar!
takır takır kanatlar taktılar da kanatlandık ya biz
-uçmayı geciktirmeyiniz!-

insan uçmaktan kuyuya düşer gibi ürküyor
bakınız
herkes bembeyaz olmaktan nasıl ölesiye korkuyor!
kum denize karışır da
bir beyaz bütün her şeyi kapladığında ancak
inanmak hasıl olur bir olduklarına
ve hayır canlarım buna konmak denmiyor
bekleyin sıra size de konacak
ölünce konacaksınız siz de topraklarınıza
fakat uçun başarabilirsiniz
bir kuyuyu dibinden siz de yaşayabilirsiniz
-kendinize zerre güvenmeyiniz!-

neyse, ne diyordum?
hah, bir gün yine kurulmuşum geceye...
görseniz “vallahi bu gecedir!” diye yemin edersiniz
yıldızlar atmışlar iskemleleri ayın etrafına
simsiyahlık kapamış dışarının dükkanlarını
kırmışız kilidi 
girmişiz içeri
sanki içeriden gayrı hiçbir şey yokmuş gibi...
-çok mesut olurum o gibiyi görmezden gelebilirseniz.-

işte o gibisi ve yanisi yok mu bütün bu işlerin?
galibası yok mu şu mutmainliğin?
zenginin gurebası yok mu dostum, aşkın bir elifbası yok mu!
bana her şey varmış gibi geliyor
size de öyle gelsin
-ki o gibilerden soyunabilesiniz!-

ne ara sistemin cep kanyağı olduk arkadaş?
vicdanın bile betonunu dökmüşler şu iskeleden aşağıya
selam verelim desek en az bir hece lazım
oysa ne kadar da sözsüzdük
sadece gözlerimizin anlaştığı bir asr-ı saadet varken aramızda
orada sevmek affedilen bir şey değildi
affa tekabül etmezdi çünkü
sevmek çok başınaydı her yanlara üleşirdi elleri
durmak çok boşunaydı derlenmeye sevinirdi boşluk
ama biz boşları sofralardan kaldırıyorduk
tut da yine kaldıralım sofralardan
kurtaralım bize zahmet şu boşları sehpalardan
-gönüle meşgul vermeyiniz!-

gece uzun, uzun der demez zaten anladınız siz
öbür ucuna inanamayacağınız bir denizdir gecenin uzunluğu
bütün kısalıklardan alıkonulursunuz birden
bir biten ‘bitmek’ kalır
onu da hemen kovarsınız aklınızdan
sonsuzluk diye bir köy var
hepimiz orada ikamet ediyoruz
o zaman ne diye olan biteni korkumuza alet ediveriyoruz?
lütfen karanlığa bulaşmayınız
insanın içini saklar karanlık
-dost bulmadan karalara karışmayınız!-

bunlar geçer azizim
kural koyar ama kuralsız oynar yaşamak
karanlığı gün eden günü eder karanlık
yaşasın füruat ve garip düşen azınlık
yansın bizden arta kalan atlar ve çimen
-içimizi saklayan bizi kazansın!-

her şey döner diğer her şeyle beraber deveran eder
şu noksansız güzelliğin ortasında
güne de geceye de batan biziz esasında
gurbet biter azizim
gurbet biter biz sevdiğimiz yerden devam ederiz
-tam burada ölümü anons edebilir miyiz?-

6 Şubat 2014 Perşembe

LAİLAHEİLLAAŞK!

ben yalnızca senin itibarını taşıyorum üzerimde
senin can şerefin o vücuttaki saki
hiç ara vermeden çay meyhanelerde
iki gözün ettikleri var bir de yerin yüzeyinde
akşam ayın güzel yüzüne kapanmış
gece derinlemesine bir yaralık
allahım sen en güzelini serersin
tabutumuz çakılı doğumumuz aralık

üç beş güne kalmaz sıkıntının gideri
halkın dedikodusu nefislerin ederi
çırılçıplak alnımla nerendeysem oranda
şu rızamın içine akıtsan ya kaderi

tut bütün muradınla vereyim nefesimi
denize bakan çocuk kalbi
buldum eli öpülen ananın avucunda
gelmedi çok şükür bana bir mahkeme celbi
davalı yok
davacı da
dava da

hayatın kahpeliği ta şuramda “dert!” deyu
yoksa ihanet
yine senin darına çekiliyorsa zalimoğluzalimlik
kan akacaksa akmıştır
azrailin ne kadar da dakik
bir gün sona erecek elbet bütün bu fanilik
kahpe de benim hain de benim zalim de
-haşa!-
aşktan başka allah duruyorsa gözlerimde
söyle ben kendimi senle nasıl kör edebilirim!?

vallahi görmeseydim inanmazdım diyorum
gerçek şu ki zanda bahtiyar duruyor bendelik
örtülüdür
örtülüdür hep asılların madeni
mevcudatın ortasından yık beni
sen kalana değin sev yık merkezlerimden
al bütün boğazımla yıka badeni

yaşandıkça açılıyor gönlün sahifeleri
emret vesaitin beni sana bindirsin
aşk oluyor
aşk oluyor
aşk oluyor
olmuyorsa indirsin