25 Kasım 2015 Çarşamba

HELE HELE

itiraf ediyorum tanrım
sırtından vurulana zaafım büyük
affedilmez günahların ağırlığı altında
o cansız bedenden boşanırken bütün yük
mazi mazi aklanıyor gözümde
yaradaki dudak, sayfadaki yırtık
ölmek
nasıl ölürse ölsün
büyük haklılık

ve yaşamak denilen yanılgının ortasında
türlü ihanetlere uğrayarak
atından düşer gibi haksız düşerek
ensesinde deliği eksik
sırtında hançeresiz gezerek
kalbi bir türlü durmayan, duramayan ben
uyurken uyananlardan biri olarak
fena halde haksızım tanrım
sanki affetsen de
beni yanına alman icap edecek

doğrular çoktan bitti, 'the end' canım
finito, kalmadı yavrum, elimizde yok
belinde silah gezdirmeye başlayalı ahlak
şimdi kötüler ve iyiler atlarına binerek
uzaklaşsalar diye dua ediyor halk
ey iyiler ve kötüler
hele bıraksanız da
yaşasak



2 Kasım 2015 Pazartesi

1 KASIM 2015 SEÇİM SONUÇLARI


         Evvela, seçim sonuçları hepimize hayırlı olsun. 2011 seçimlerine tıpatıp benzeyen bir sonuçla karşı karşıyayız. Tek fark HDP’nin barajı aşmış olması. Ki hala aşılması gereken bir barajın olması demokrasi adına utanç verici. Milletin yüksek oranda katılım sağladığı bir seçimi geride bırakmış olmaksa... Onu da, demokrasi adına gurur verici diye ilan ediyorlar ama aslında öyle değil. Bu kadar yüksek katılım ve ‘oyunuza sahip çıkın’ zılgıtı, esasen ne denli kutuplaştığımızın büyük bir resmi sadece. Mücadele öyle oy vermekle falan olmaz. Demokrasi adına menemen yenmez, çay içilmez. Yo hayır, öyle koyuvermekle de olmaz. İlla ki bir yalan tutturup onun içinde yaşamaya başlıyoruz ya... Bunun içinde Polyana olmak da var, Don Kişotçuluk oynamak da. Hangi yalana inanıyorsanız inanın, inandığınız yalanın içinde birilerine düşman olmayın yeter. Düşmanlık hiçbir davaya hizmet etmez. Keskin sirke, küp imalatçılarına müjdedir.

            Aktif siyasete inanan bir değilim. Pasifi de, zaten oy kullanmakla oluyor. Oy da kullanmıyorum. Geçmişte bir defa kullanmışlığım vardır. Geçmişte bir partinin kurucuları arasında çekilmiş bir fotoğrafım bile mevcut. İnsan aldana aldana büyüyor ve olgunlaşıyor. Geçmiş zaten hatalarla dolmasa, güzel gelecekler hiç gelmiyor. Bak cancağızım, insan dediğin muazzam bir suret. Evrenden fiyakalı bir geçiş töreni... Özünde ne hayvandan, ne bitkiden, ne taştan gayrı. Onlarla müsemma, onlarla hemdem, onların etrafında ve merkezinde bir cemden. Senden kötü bir koku yayılıyor ise, odan senden rahatsız. Odandansa o koku, sen o odanın içinde bahtsız. Sen diye bir şey yok, çık artık o “ben”den. Ben diyerek gezinenin dört duvarı şarapsız!

            Dönelim siyasete. AKP aldı %50’yi, koptu diğer 50’de yine bir kıyamet. Herkesin dilinde aynı söz: “Aziz Nesin haklı, bu halkın yüzde bilmem kaçı aptal”. Yahu adamlar 4. kez tek başlarına iktidar oluyorlar, bir defa o söze inanmakla başladıysan işe, e artık o pastadan hisseni de bir zahmet tadıver. Dön bir aynaya bakıver. Durmadan aşağılıyor ve aşağılıyorsun. Yaralısın, mağdursun, sancılısın. Böyle olmakta haklı sebeplerin de var. Ama şu halinle maalesef haklı kalamıyorsun. Aşağılaya aşağılaya, aşağılanıyorsun. Ne diyordu cağnım Turgut Uyar:

            “Ben koşarım aşağlara koşarım
            Yıkanacak, boğulacak su bulsam”

            Sen o barbar mısın ki, aşağlarda kendin tartan!

            Hani senin şu aptal ilan ettiğin iktidar var ya... Ne sen aptalsın, ne de o aptal. Ama o iktidara oy veren de bir zahmet şu kibre çaksın! Acz kayıp! Acz taraftarın dilinde laçkalaşmış bir sakız, kulağından düşmüş bir küpe, elinden düşmez bir sopa! AKPcim, dava diyorsun... Ne davası yahu? Ayıptır, iki çocuk ölünce iki damla gözyaşınızı görelim. Çocuktan büyük dava mı var! Çocukları ayırmadan sevelim. Ne diyordu İsmet Baba:

            “Ben böyle bilirim ki yaşamak
            Berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır”

            Ey iktidara %50 oy veren kalabalık. Hele şu korkularınızdan bir sıyrılın. O kadar çok yanlışa susup kaldınız ki... Siz de, bir zamanlar sizi mağdur eden kalabalığa dönüştünüz. O kadar çok sustunuz ki, çiftlikte yetişen alabalığa dönüştünüz. Seviyorsanız, gereğini yapın lütfen. Yanlışa sustukça, bir yanınızla onu alkışlıyorsunuz. Şakşakçılığınızın farkında mısınız? Ne demiş Hz. Ali: “Şerden hayır ummak, ahmaklıktır”. İyi şeyler yaptığınız ortada, ki %50’yi aldınız. Ama bu iyi şeylerin uğruna, yaptığınız yanlışlara göz yummamızı beklemeyiniz. Size şöyle yeni ve güzel bir nefes lazım. Sizi hatalarınızdan arındıracak, uzunca bir süredir iktidar olmanın kirli tortusunu ortadan kaldıracak hızlı bir güncelleme lazım. Şöyle adamcılıktan uzak, korkusuzca eleştirilebilir, alabildiğine şeffaf ve en mühimi gücü davetsizce paylaşabilen bir güncelleme... Sizi çok sevdiğimiz Aliya’nın aynasıyla baş başa bırakayım:

            “"İktidara gelirseniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun. Unutmayın ki, sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah'ın önünde hesap verecektir."

            Muhabbet dilini yitirmedik aslında. Sanki hiç bulamadık onu. Yo hayır ümitsizlik değil bu. İnsanın insanı öldürdüğü ilk günden bu zamana, daha geniş ölümler ve varillerce kanla, üstüne koya koya geldik buralara. Kendi demini, kendi cemini bulana aşk olsun. O ne mutludur o, sesi ve kokuyu dışarıda bırakan duvarların ortasında... Asr-ı saadet derler, öyle güzel zamanlar olmuştur dünyada ve biz istedikçe hala oluyordur. Saadetin asrı olmaz, gönül bir yerde kendi eşini buluyordur.

            Bak kardeşim, bak güzelim. Düşmanlık yapmayalım birbirimize. HDPcim, söyleyin şu dağdaki arkadaşlar insinler aşağıya. Yoksa MHP’nin bıyıklarını keseceği yok. Ben MHP’nin bir an evvel bıyıklarını kesmesini istiyorum, bıyıksız daha yakışıklı olacaklarına dair hiçbir şüphem yok. MHP’nin, sizden gayrı at oynatacağı bir siyaset meydanı yok. İnadına barış diyorsunuz ya, e hemen yapın bunu. Biliyorum sizi var eden bir realiteden vazgeçmek kolay iş değil. Biliyorum, bütün devletler tabiatı itibarı ile faşisttir. Bunu da, şu an iktidarda olanlar, sizinle birlikte zulüm gördüğü zamanlardan bilirler. Eline silah alan, hangi saftan olursa olsun, o silahın yalancı gücüne aldanıp gün be gün faşistleşir. Bakmayın, bütün insanlarda vardır o faşistlik. Şöyle hayatınızı samimiyetle gözden geçirin, ne demek istediğimi anlamanız gecikmeyecek. Kabullenmeniz gecikebilir. Kabullenmek, geciken bir eylemdir zaten. Çay gibi, demlenmesi gerekir. PKK denklemden çıksın, X kendini bağıracak! Sonra dağlar bizi mis kokulu yaylalarla hep kendine çağıracak. Silahsız bir örgütlenme için, mütemadiyen anneleri düşününüz! Tarihi geçmiş yöntemleri, bir bir elinizden düşürünüz.

            Cancağızım, MHPcim, geçmişte takılı kalma, n’olursun. Kinde, nefrette, düşmanlıkta sebat etme, insanlığını yitirir kaybolursun. Varlığını, ötekinin karşısına koyup isimlendirme, mahvolursun. Nispiyet, ikilik demektir. Birliğe gel! Biz de senin kadar seviyoruz bu toprağı. Unutma ki, senin düşmanlığın da, diğer düşmanlıklar gibi el yapımı. Bak şimdi havuz medyasında nasıl yüzüyorsa algılar, bir zamanlar seni de orada yüzdürmüş olmasınlar? Seni de belinde taşıdığın şarjör gibi doldurmuş olmasınlar güzel kardeşim. Size bir sır vereyim. İntikam, tövbe kapısı gibi 7/24 açık bir müessesedir. İntikam işine girerseniz, intikam alacağınız şeyler bitmez. Tövbe ile farkı ise; biri her şeyi seninle birlikte sil baştan başlatır; öbürü ise seni kendinle birlikte toptan silip bitirir. Şeyh Mustafa Devati ne diyor biliyor musunuz:

“eğer halâ kızıyorsan, kendin ile olan kavgan bitmemiş demektir.
  eğer halâ kırılıyorsan, gönül evinin tuğlaları pekişmemiş demektir.
  eğer halâ kınıyorsan, düşüncelerin yeterince berraklaşmamış demektir.
  eğer halâ karşılıksız sevmiyor ve sevginde ayrım yapıyorsan, hala akıl ve mantığını kullanıyor, içindeki sevginin boyutlanmasına engel oluyorsun demektir.
 eğer halâ ben demekten vazgeçmiyorsan, dizginlerin hala nefsinin elinde ve sen bu esarete boyun eğiyorsun demektir.
 ve eğer halâ şikâyet ediyorsan, hakikati göremiyorsun demektir!”


            CHPcim, sende bir değiş, dönüş yahu. Şükrü Baba’nın iki mısraı vardı, hani şu meşhur köylüler şiirindeki:

            “Ve bir kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
             Zamanın derin ırmakları önünde”

            Vallahi aynen öylesiniz. Koca Atatürk’ten devşirdiğiniz puta bakın. Vallahi Atatürk burada olsa, o kargaları kovaladığı sopa ile önce sizi kovalardı. Gerçi yavaş yavaş bir iyiye gitme haliniz de yok değil. Ama hızlı hızlı iyiye gitseniz daha iyi olmaz mı? Esneyiniz lütfen, daha fazla esneyiniz. Seçmeninizle birlikte esneyiniz. Yıllarca vesayettiniz, nedamet getiriniz. Oradan küllerinizle birlikte doğabilirsiniz belki. Laik olduğunuz kadar, dindar olmanız mümkün. İnsan laik olmaz, devlet de dindar olmaz bence. Bu kavramların hepsi, kardeşi kardeşi vurduran bomba! Müsaade edin, size bir tüyo vererek haddimi aşayım. Medinelilik, yan yana yaşama kültürü ihtiva ederdi bir zamanlar. Medeniyet de oradan vücut buldu. Buna en has Medineli’den sonra hiçbir toplum şahit olmadı. Hala da en zor şey gibi duruyor, yan yana yaşamak. Medine deyince, dindar olursunuz, Paris deyince Levanten. İşte bunlar hep önyargıdır cancağızım. Einstein’in dediği de doğrudur, önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha zahmetli bir iştir. Bana soracak olursanız insan olmak kafidir, insan olana. İnanç da, ideoloji de, insanın kendiyle iletişim kurduğu mahrem bir alandır. Ve çocuk çiçek gibidir, seversen güzelleşir.

            Ben çok büyük hatalar yaptım hayatta, büyük günahlar, yanlış hamleler falan... Herkes yapar, biliyorum. Hala da yapıyorum. Ama işte hata bu, seni sevene af imkanı sağlıyor. Seni gerçekten seveni de, bir kalemde affedişinden tanıyorsun zaten. Bu yazıyı yazmam büyük bir hata olabilir. Beni sevenler daha okumadan affetmişlerdir. Affedelim, ki affedilelim. Birlikte yaşamak, o kadar da zor değil esasında. Şu hakaret dilini ortadan kaldıralım. Birbirimizin yüzüne biraz daha, biraz daha gülelim. Durduk yere kendi huzurumuzu kaçırmayalım yahu! Selam, sevgi ve muhabbetle...