28 Aralık 2015 Pazartesi

İLTİHAP

sular çekilince ay ürkek bir koyun oluyor göğe
ceketimi alıp şehre soyguna iniyorum
gece oldu mu çocukları katlayıp kaldırıyor sokak
ekmeğin koktuğu yerde beni bekliyor yârim
salyalar, şüpheler ve endişeler saçarak

elimde bir mektup var kimden bilmiyorum
kelimeler sürülmüş lügatlerin namlusuna
öyle bozulmuş, öyle bozulmuş ki seni anlamak
ey suyun kıyıya bıraktığı köpük
düşmüş bir kaledir artık okumak

ne yapsam denk düşmüyor birden vazgeçiyorum
paketime bakıyorum: son beş sigara
o denli, o denli uzaksın ki yarama
aramızda dolaşmak için uyuyorum kitaba
bir süre sayfaları çevirir gibi yapıyorum
çalıyorum anlamları salıyorum kuşluğa
sırtımı çıkarıp asıyorum kamburumu
iskeletim külçe gibi direniyor boşluğa

incitmesin kabre giren gövdeni toprak
kıpırdan
rüzgar çıkmasa da bu gün akşam olacak
kutsamadan sev kutsamadan terk et evlerini
tufanın biri
nuh’u aramaya koptu say ellerimi

ey sürgün yaram sızlayabildiğin kadar sızla
dört duvarı bulanlar çatısız da sevişiyor
enfes bir nefestir terin, raptoluşum bahane
ama tenhan yine uzak
yine yalnız kendine çalışıyor


5 Aralık 2015 Cumartesi

İLKE

be ile baş'lanır bütün gizli şiirler
çünkü gönlün penceresi açılınca hep içimiz serinler
herkesin bir ilke’si vardır hayatında
ilke dağlarından biridir güneşin
üzerinde çiçekler
gölgesinde bağdaş kurmuş şahlar dinlenir

kervan develense de çölün susuzluğu bir
sanki çok uzaktan gelmiş gibi pir
ilke çocuklara su çeker kuyulardan
kedilere süt sağar
ilke’nin merhameti

yürüdün mü dönülmez olur yol
yağmura mütemadiyen şarkı söyletir
ilke’den bal yaparlar arılar
muharremin onunda ikindi vakti
ilke ağlıyorken gözündeki yaş
dağılmış bir kovanın sonsuz yasını tutar

insan kendi çamurundan kayıp düşüyor
düştün mü ilke yetişir imdadına
boğulduğu denizlere bir daha batmaz
dünyanın çekirdeğini çitler ilke
çöplerini yere atmaz
sevilmeye alışkın değildir pek
eli ayağına dolanır sevgileri görünce
bir balmumu gibi dışından eriyorken
ateşi hep içinde saklar incinince

ilke dağlarından biridir güneşin
kaderi kaderime yazılan eşim
sürgün kaydıma işlenen bileşim
dünyalım
durmadan pişen aşım
bir toprakta büyüdüğüm yoldaşım
güzel yârim
dertli annem
can arkadaşım





3 Aralık 2015 Perşembe

KUYUDAKİLER

işte karanlık inmiş görkemli alnacına
sırtında sevdiğinin sapladığı bıçaklar...
gece olmuş
vurulmuş saz
sınırları ve duvarları aşamıyor çocuklar

1. alnacını görkemiyle çatan kim?

bu kadar kendinle gezme ne olursun
göğsündeki kara duman
sebebi olduğu rüzigâr ile dağılacak
kader
zarlarını çoktan attı
mesela şu sübyan
sırf padişah sulbünden diye boğdurulacak

2. sırtını sevdiğine bıçaklatan kim?

yani ellerinle itmedinse kendini aşağıya
ahlak düşkünleri
ve kör kasaturacılar yüzünden
sırf kan çıkmasın diye cemiyetten gizlenmek
nezakettendir
suçlu arıyorsan boşuna
suç dengesini çağırır
insan
sırtını bıçaklara saplarken
içeriden dışarılara bağırır

sınırlara ve duvarlara işeyen çocukların olsun senin
madem vurulmuş saz
geceler boydan boya sana türküdür yar
o ayakta gezdirdiğin mezar
yok olduğun kadar yok
var olduğun kadar var

3. şirktir git şu seni seviyorumlardan

ah şu aynaları korkulara denk koyan kuyusuzluk
yusuf’suz bir züleyha’ysan daha
bahtın serpilmemiş bir karadır
ölüm ecel ecel gelmezse eğer
güzellik fanilere yaradır